16 Nisan 2012 Pazartesi

Bankacılık ya da Bir Pislik.

16/04/12
Bugün beni Finansbank'tan aradılar. (Hiç de öyle isim vermiyeyim işlerine girmem, umrumda değil reklam falan) İki kez sordum ama bak yine adamın unuttum; Serhat'tı galiba adı. Pek bir resmi havası vardı konuşurken, efenim “Bu minvalde... Bu çerçevede...” gibi sosyoloji hocamı hatırlatan söylemler kullanıyordu kendisi. Önce kim olduğumdan emin değilmiş gibi bir havada konuşmaya girmesi beni biraz huylandırmıştı.
“Çağla Hanım ile görüşebilir miyim?”
“Evet, benim.”
Bir inansam mı duraksaması. “Müsait misiniz?”
“Evet?”
“Ben Finansbank'tan Serhat. Bizim bıdıbıdı kartımız var. Bununla bıdıbıdıbıdıbıdı avantajı sahibi oluyorsunuz. Kimlik numaranızı söyler misiniz?”
“Hayır?” Karşı tarafta bir tüh-yutmadı-şimdi-ne-desem-sessizliği ve ben de bu cürete gülsem de açıklama ihtiyacı hissettim: “Çünkü ilgilenmiyorum?”
“Şu an bir kredi kartı kullanıyor musunuz? Onun bilmemne ücretini ödüyor musunuz?”
“Siz bu numarayı nereden aldınız? Gerçekten merak ediyorum. Çünkü ben hiç Finansbank'la falan çalışmadım. Nasıl olur da Finansbank beni arayabilir?” Güldüm. “Yani bir kart satmak için. Gerçekten merak ediyorum.”

2 Nisan 2012 Pazartesi

Artık cehalet falan yok. Ne mutlu.


02/04/12
Bu güne beni kadar öfkelendiren her şeyi genel başlıklar altına toplasak, eminim ki büyük çoğunluğu “Hayalkırıklığı” adlı kümedekiler oluşturur. Bu da benim suçum sanırım. Beklentilerimi ya diğer insanların yaptığından fazla yüksek tutuyorum ya da beklentilerimin isabetsizliğine katlanamıyorum. Evet, ikinci olasılık daha kuvvetli. Her hayalkırıklığıyla aslında gerçeklik görüşüm sarsıldığı için öfkeleniyorum. Misal:
Çocukluğum boyunca bir yığın alt metinde hep “Bilim harikadır, mükemmeldir, çok işe yarar, bir tek o işe yarar, başka aklıselim düşünme ve anlama yolu yoktur.” dediler hep her yönden. Ben de yuttum. Sonra üniversiteye geldim, birkaç soruda şangırtılarla yıkıldı bu ilüzyon. Öfkelendim kandırıldığım için. Hala da geçmedi öfkem.