19 Mart 2012 Pazartesi

19.03.2012, 16:25

 An itibariyle Jesus Camps filmini izlemeyi tamamladım. Midem bulanyor. Şimdi klavyeye kusacağım:
Bu hayatımda izlediğim en rahatsız edici, en mide bulandırıcı ve aydınlatıcı belgeseldi. Eh, “aydınlatıcı” tam da oturmuyor, çünkü zaten bildiğim bir şeyin belgelenmiş, vurgulanmış, konuyu kafamda genişleten bir haliydi. Filmde odaklanılan Amerika Birleşik Devletleri'nin kökten dinci Avengalist grubu olsa da, dünyanın bu tarafında da benzer -aynı rengi, kokuyu taşıyan- şeyleri gördük sonuçta. Bireysel olarak deneyimliyim, benim ailemde de kökten dinciler ve -şeriat istemese de- “hardcore” dindarlar var. Hem ben ortaokula gidene kadar beni neredeyse anneannem büyütmüş sayılır. İşte o -bu tek özelliği olmamak üzere- bahsi geçen “hardcore” dindarlardandı. Din onun için sadece bir yaratılış açıklaması değil, bir ahlak sistemiydi; daha doğrusu kendi ahlak sistemini desteklediği noktaydı farkında olmasa da. Ona göre komşuna yardım etmeliydin; neden diye sorsan Allah derdi ama o açıklama oraya sonradan konmuştu belli ki. Çünkü bir yerlerde Allah'ın “komşuna yardım etmemelisin.”dediğini söyleyen birine denk gelse -ki benzerlerine denk gelmişti- buna inanmazdı. Kısacası erdemliliğini dinin arkasına saklamıştı ve Allah'a mal etmişti. Onun için bu tür şeyleri temsil eden Allah'ı da bolca hatırlardı hayatında; mevlütlere giderdi, dini sohbetler düzenlerdi, toplu dua etmeler falan filan... Hiç hacı olmadı ama epey sosyal olduğu mahallede hep Hacı Teyze adıyla anıldı. Dolayısıyla bana da Allah aşkı aşılamak için elinden geleni yaptı.
Belki beş yaşlarındayken başörtüsüyle fotoğraflarımın çekildiğini, bir yerlerden öğrendiğim yemek öncesi duamı anneannem teyzelerim falan bana okuttuklarını, şirin bulup takdirle aferin dediklerini hatırlıyorum. İlkokulda bana yaz tatillerinde Kuran okumayı öğretirdi; ben de hep bir sonraki yaza kadar unutmuş olurdum. Üç kez falan öğretti bana bu yüzden. Yine unuttum. Dualar öğretilmişti bana Arapça elbette; din kültürü dersleri sağ olsun Sübaneke'yi hemen tüm yurttaş yaşıtlarım gibi ben de hala unutmadım. Ama en kritik olarak çocukluğumdan aklımda kalanı anneannemde kaldığım geceler. Bana bir uyku duası öğretmişti, Türkçe; uyumadan önce söyletir yanlışsa düzeltir ezberlememe yardım ederdi. Şimdi tamamını hatırlamıyorum ama şöyle bir şey:
“Dinim İslam. Peygamberim Muhammed Mustafa. Mezhebim Sünni. Bişeyimbişeyim Adem...” Sonunu hiçbir anlam yüklemeden yuvarlayarak, ardarda gelince komik olduğunu düşündüğüm şu seslerle tamamlardım: “Müminimüslümanımelamdüllaaaaah!”

18 Mart 2012 Pazar

(şizofreniyi tattığım gecelerden birinde, hikaye niyetine...)

 “Kimsin sen?”diye sordu adam. Odada yalnızdılar. Kadın onun önünde yere oturmuştu; bağdaş kurmuş. O adamı iyi tanıyordu oysa. Karşısında bu kadar lakayit bir tavırla, diz çökmek yerine keyfince oturan birine normalde müsamaha göstermeyeceğini biliyordu. Ama o Yabancı'ydı. Adam fazla tanıdıktı kadına; bilse bile yarı gerçek geliyordu hala. O korkunç, defalarca kana bulanmış metal dikenlerle kaplı hayal ettiği demir yumruğu ciddiye alamıyordu işte. Kendince bir aşkla adamın çarpık yüzüne bakıyordu bu yüzden. Her an öldürülebileceği düşüncesi zihninde yersizce uçuşan bir heyecandı sadece.
“Adımı mı soruyorsun?” Adam ona biraz düşünceyle baktı; kadın cevaba gerek duymadı. Sistemli, normal bir tanışma mümkün değildi o anda ve orada. Kendisi ilk aklına gelen yerden konuyu ele alarak anlatmaya başladı:
“Pek çok adım oldu. Farklı kişiler farklı adlar verdiler, farklı yerlerde ben kendime başka isimler aldım. Şimdi adım Temmuz olsun. Uygun görünüyor. İki gün önce... belirdim ya hani. Başka bir evrenden geldim ben. Tüm diğer evrenlerin kesiştiği, gözlemlendiği yerden. Şimdi de izleniyoruz.”
“Kim tarafından?”