Kaçış Edebiyatı kavramı ilk kez, Tolkien'in başyapıtına yapılan bir eleştiride geçmiştir ve Yüzüklerin Efendisi'nin gerçeklikten kaçışın bir ürünü olduğunu söyleyen eleştirmenin sözünü de Tolkien kendisi doğrulamıştır. Gerçeklikten daha güzel, daha adil, doğru ve yanlışın daha belirgin olduğu bir dünyadır Orta Dünya. İnsanın hep ihtiyaç duyduğu nihai amacın ve yanılmaz, varlığından şüphe edilmez tanrısal varlıkların, kişiye amaç sunacak yenilmesi gereken -ve bunda kuşku bırakmayan- bir kötünün bulunduğu bir dünyadan bahseder. Savaşlardan öldürülen orkların arkasından kimse gözyaşı dökmeyecektir; bu günah ve suç ortadan kalkmıştır. Doğru ve yanlış arasındaki çizgiler nettir. Dünyamızdaki ikircikli eşitsizlik ilkesi bile çözülmüştür: İnsanlardan daha ufak tefek ve güçsüz olan Hobbitlerin bile yeri bellidir; bu yerden ayrılmayı da istemezler. Doğaları bulundukları konuma uygundur.
Tüm bunlar edebiyatın bir eleştiri oluşu işlevine de uyar; çok daha geniş bir alanda olsa da. Tolkien varoluşun tamamını eleştirmiştir; evrenin en temel kurallarını ve anlayışlarını altüst etmiş, kendi çabasıyla daha az kusurlu, estetik ve olabildiğince tutarlı olduğunu düşündüğü bir evren ortaya koymuştur. Ama bu bir ütopya değil, sanal bir alternatiftir. Dikkatli eleştirmenlerin kitaptaki Doğu halkının peçeli ve kötücül oluşunun oryantalist bir mesaj olabileceğini söyleyişine karşılık, Tolkien kitabının önsözünde açıkça belirtmiştir: “Alegoriden nefret ederim. Yaşlandıkça da daha çok nefret ettim. Bunu yerine (yalan ya da doğru) tarihi tercih ederim. … Çünkü birinde anlaşılan şey okuyucunun özgür iradesinde, diğerinde ise yazarın elindedir.” Tolkien eserinde anlattığı hikayenin sadece bir hikaye olduğunu, hiçbir gönderme ya da öneri içermediğini açıklama çabası içindedir ve bu çaba da kendi başına bir şey ifade eder.
Meselenin kimlik problemiyle ilgisi de şu ipucuyla gözler önüne serilir: Tolkien'in kendisini Gandalf olarak hikayeye kattığı söylenir ve öğretim görevlisi olduğu Oxford Üniversitesi’nin koridorlarında Gandalf'ınki gibi ak bir cüppeyle dolaştığı görülmüştür. Yazarın kendine ait bir evreni ve orada bir kişiliği, yaşamı, macerası vardır. Ölümünden sonra oğlunun yayınlattığı, Orta Dünya notlarının derlendiği Silmarillion ve Güç Yüzüklerine Dair isimli kitaplarda ise bu evrenin kökenlerini, ayrıntılarını, hatta ana hikayede gerekli olmayacak kadar çok yan hikayesini buluruz. Bu kadar derin ve ayrıntılı tasarlanmış bir tarihi, özellikle çoğu yayınlanmak için yazılmamışken sadece para kazanmak, büyük bir sanat eserini insanlara sunmak, ünlü olma isteği ve bunun gibi mazeretlerle açıklayamayız. Biraz sarsıcı da olsa gerçek şudur:
Hayalgücünün büyüklüğü gerçekliği küçük bırakmıştır / gerçekliğin küçüklüğü, hayalgücünü devreye sokmuştur. Ve Tolkien bu kadar güçlü bir hayalgücüyle, kendi yarattığını Tanrı'nın yarattığından daha tapılası bulmuştur. Onunla hemfikir olan binlerce insan bulabilirsiniz ve ben de onlardan biriyim.
Olası itirazlara ikiyüzlü bir not: Elbette hayalgücü de gerçekliğin bir parçasıdır / Tanrı'nın bir yaratısıdır. Bunu biliyorum. O zaman hayalperestlik de Tanrı'ya bir tapınmadır, öyle değil mi?