1 Nisan 2010 Perşembe, İzmir
“Dünya adil midir?”, “Doğa adaletli midir?” falan “Dünyanın en somon balığı kaç kilometre rengindedir?” sorusundan daha anlamlı değildir. Hatta daha yersizdir, çünkü somon balığının sebep olduğu saçma afallamanın aksine ölümlere sebep olabilirler; olmaktadırlar.
Tüm bu ölümlerin sebebi de tam olarak elindeki eteğin ne olduğunu çözemediğinden kafasına giymeye çalışan adamın sebebiyle aynıdır. Burada iki tuhaf ifade icat etmek zorundayım: Doğal olan ve doğal olmayan. (Gerçi ilk icat eden olmayabilirim; bir yerlerden duymuş gibiyim)
Doğal ve doğal olmayanı tayin etmek için, tamamen ve insanlığa has tüm o ukalalıkla, insanlık üzerinden referans alıyorum. Son derece basit: İnsan için var olan ama insan dışında kalan evren için var olmayan her şey doğal değilken, insandan bağımsız var olanlar da doğaldır. Örneğin doğal olmayanlar örneklenecek olursa doğal sayılar ve köklü sayılar, ekonomi, kurgunun edebiyattaki önemi1 vb. Bir de doğal olarak var olan ve insanevladı doğal olana sıklıkla kör olduğu için keşfedilmesi gerekmiş olan şeyler: Yer çekimi, elektrik ve diğer ilişkili kanunlar. Doğal olanı kullanıp da doğal olmayan elektrikli fön makinesi, psikoloji bilimi gibi biraz daha kafa karıştıran örnekler de var ama ortalığı bulandırmanın gereği yok.
Adalet icat edilmiş bir kavramdır; keşfedilmiş bir kavram değil.
Doğada adalet falan yoktur. Aslanın içi, zavallı antilobu yerken yanmaz. Timsahın gözyaşları, insanların esnerken akıttığı gözyaşıyla aynı sebebe dayanır. Zayıf olan doğada ölür, bir bakımevine gitmez.
Bazıları aksini iddia etse de, doğa insan için varlığını sürdürmediğinden, adalet kavramı icat edildiğinde aslanlar vejetaryen olmamıştır. İnsan soyu ortadan kalktığında da olacağı yoktur. Bu yüzden bana doğa ve adaleti bir arada barındıran cümlelerle gelmeyin; ya da gelirseniz de somon balığı hakkında konuştuğunuzda alacağınız tepkiden fazlasını beklemeyin.
Durumu kişiselleştirmeyelim.
Adaletsizlik, kısaca ve en öz haliyle şöyle tanımlanır: İki kişi ya da taraf arasındaki anlaşmazlık, akde uymama. Tam tersi ise adalet, adil olandır.2
Yani ortada iki taraf, iki insan yoksa adaletten söz edilemez. Doğa zaten yasasını uygulatır, kolaysa yer çekimi akdini ihlal et.
Saçma olsa da doğanın adaletini sorgulamayı anlamıyor değilim. Üç yaşında bir çocuğu gözlemleyin, siz de anlarsınız. Oyuncak bebeğini yere düşürünce ondan özür dileyen çocuktan bahsediyorum, ya da oyuncağına “Seninle çoktandır oynamadım, kızdın mı bana? Küstün mü?” diye soran çocuk. Çocuğun dünyayı ve kendinden başka varlıkları anlamak için kendine benzediğini varsaymaktan başka yolu yoktur. Kafasını çarptığı pencere pervazını cezalandırır bu yüzden; bir daha yapmasın, akıllansın o pencere pervazı ister. Yönteminden de son derece emindir. Oyuncağının ona küsmesi de son derece doğaldır; çünkü kendisi olsa küserdi.
Varması gereken yere daha bir saatlik yürüyüş yolu varken yağmur başlayınca adam kaldırır başını, ekşi bir yüzle sitem eder: “Ama bu haksızlık!” Ama içten içe bilir ki haksızlığın söz konusu olması için iki taraf, iki kişi gerekir. Bu yüzden aptal gibi görünmemek için hemen ardından ekler: “Tanrım! Bunu hak edecek ne yaptım?”
İşin ölümlere giden kısmı da burada başlar.
1Hayır, kurgunun edebiyattaki yerini takdir etmeyen insanlıktan özür dilemeyeceğim.
2Hobbes, Locke ve bana göre.