...
Ortalama bir insanın, monoton bir yaşamı vardır. Uyanık olduğu sürenin yarısından çoğunu -çoğunlukla yaratıcılık gerektirmeyen bir işte- çalışarak geçirir. Fakat üstüne sıçrayacak aslanın hareketlerini öngörmeyi çoktan aşmış olan bir kurgusal zihin kapasitesi vardır. Günümüzde bu kişi, yatıp uyuyana kadar televizyon izleyerek, zamandan ve çabadan tasarruflu olan bu yolla açlığını doyurur. Bu basit bir eğlenme açlığı değildir. Günlük hayatın monotonluğundan daha geniş bir evrenin varlığıyla özgürleşme isteğidir. Gerçekten kurgusal olmayan zengin ve ünlü kişilerin ütopik ve yabancı yaşamı bile, ona kendi yaşamında tatmadığı hisleri tatmak için bir araç olur. Televizyonun görsel ve duysal sunum zenginliği tasarlama becerisini tembelleştirse de, hisler konusunda daha zengin, güvenli ve kolay bir deneyim sunar.
Amaç günlük yaşamda kişinin deneyimleyemediklerini, yani hissedemediklerini yapay yolla hissettirmek olduğundan, bireylerin farklılaşan hayalgücü boyutu ve kurgulama ihtiyacına göre kurgunun içeriği değişir. Gittikçe gerçeklikten uzaklaşan bir kurgu içeriği listesi şu şekilde sunulabilir:
- Başkalarının gerçek hayatlarından bahseden ürünler (ozanın karşısındaki kalabalık için işlevi açısından kurgu görevi görürler),
- Gerçek hayatın kurallarını birebir taklit eden bir evrende geçen, gerçek olduğu söylense inanılırlık konusunda şüphe yaratmayan kurgular,
- Gerçek hayatın kurallarını kısmen taklit eden, örneğin gerçeğinden çok tesadüf öğesinin kullanıldığı, inanılırlığının kuşku yaratabileceği kurgular,
- Gerçek hayatın oluşturduğu sahneye hayali ürünlerin eklendiği kurgular; örneğin kurtadamlar, vampirler, büyücülerin gerçekliğe eklendiği, fakat bunların ana konu olmadığı hikayeler,
- Gerçek hayattan temel prensipleri alsa da gerçek dışı bir yaşam tarzından, toplumdan ve olaylardan bahseden, örneğin temel konusunun çoğunlukla insan dışı hayali ırklar, hatta gerçekdışı fizik kuralları (büyü sistemleri vb.) olduğu kurgular.
Bu her adımın arasında da daha incelikli bakıldığında, kuşkusuz başka basamaklar mevcuttur. Hatta kopukluğu daha da ilerletip, gerçek hayattan pek az özelliği -o da mecburen- yarattığı evrene katan, fakat kurgulamasının zorluğundan popüler olamayan kurgular da mevcuttur.
Hayalgücünün açlığı bu noktaya geldiğinde, artık durum sosyolojik ve psikolojik incelemeye de muhtaçtır. Öyle ki, tüm ekonominin kurgu ürünlerinden etkilendiği, kalabalıkların zihnini kurguların, belki gerçek hayattaki olaylardan daha çok meşgul ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Günlük hayatın sadeliği, insan zihninin hayalgücü kapasitesine yetmiyor. Ozanın karşısındaki kalabalık eğer hayatın kendisinden memnun değilse ve/veya kimlik sorunları varsa ise, kurgunun işlevi -medyayı yönlendirenin amaçlarını ayrı tutuyorum- eğlenceden bambaşka boyutlara geçiyor. İşte bu nokta, Kaçış Edebiyatı kavramının icat edildiği yerdir.
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder