18 Mart 2012 Pazar

(şizofreniyi tattığım gecelerden birinde, hikaye niyetine...)

 “Kimsin sen?”diye sordu adam. Odada yalnızdılar. Kadın onun önünde yere oturmuştu; bağdaş kurmuş. O adamı iyi tanıyordu oysa. Karşısında bu kadar lakayit bir tavırla, diz çökmek yerine keyfince oturan birine normalde müsamaha göstermeyeceğini biliyordu. Ama o Yabancı'ydı. Adam fazla tanıdıktı kadına; bilse bile yarı gerçek geliyordu hala. O korkunç, defalarca kana bulanmış metal dikenlerle kaplı hayal ettiği demir yumruğu ciddiye alamıyordu işte. Kendince bir aşkla adamın çarpık yüzüne bakıyordu bu yüzden. Her an öldürülebileceği düşüncesi zihninde yersizce uçuşan bir heyecandı sadece.
“Adımı mı soruyorsun?” Adam ona biraz düşünceyle baktı; kadın cevaba gerek duymadı. Sistemli, normal bir tanışma mümkün değildi o anda ve orada. Kendisi ilk aklına gelen yerden konuyu ele alarak anlatmaya başladı:
“Pek çok adım oldu. Farklı kişiler farklı adlar verdiler, farklı yerlerde ben kendime başka isimler aldım. Şimdi adım Temmuz olsun. Uygun görünüyor. İki gün önce... belirdim ya hani. Başka bir evrenden geldim ben. Tüm diğer evrenlerin kesiştiği, gözlemlendiği yerden. Şimdi de izleniyoruz.”
“Kim tarafından?”
Kadın nasıl anlatacağını düşünerek duraksadı. En uygun, adama en anlaşılır görünen terimleri seçti: “Geldiğim yerin büyücüleri tarafından. Onların gücü budur- oranın büyülerinden biri budur. Diğer yerlerdeki- evrenlerdeki olayları ve kişileri görebiliriz. Herkes değil, yetenekli olanlar. Uzaktan izleriz. Anlatı becerilerimiz de varsa diğerlerine anlatırız. Bir şekilde kayda geçirir, canlandırırız. Diğerleriyle bu şekilde paylaşırız. Zamanımız sizinkine eş bir şekilde işlemez. Parçalar halinde bir evrenin geçmişini, geleceğini, bazı olaylarını ve olayların alternatif akışlarını görebiliriz. Alternatif gelecekler. Bunu anlıyorsun, değil mi?”
“Anlıyorum. Neden peki? Bu ne işinize yarıyor? Bundan güç mü kazanıyorsunuz?”
Kadın güldü. “Güç kazanmak demezdim; en azından senin anladığın 'güç' gibi değil. Yaşamı kazanıyoruz. En azından kendi adıma ben kazandığımı hissediyorum.”
“Yani bundan besleniyorsunuz? Buna ihtiyacınız var?”
Kadın düşünceyle tekrar güldü. “Galiba, evet. Benim ihtiyacım olduğu kesin. Yoksa yaşamanın gereği olmazdı. Ama geldiğim yerdeki diğerlerinin aynı şekilde düşüneceğinden kuşkuluyum.”
“Garip bir dünyaya benziyor.”
“Aslında buradakine çok benzer.”dedi kadın istemsiz bir eğlentiyle. “Çoğu yönden.” Bir iç geçirdi ve anlatmanın yollarını aradı.
“Devam et.”dedi adam duraksama esnasında sabırsızlanarak. “Tek büyü anlayışınız bu mu? Daha pratik olanları yok mu?”
“Var.”dedi kadın tereddütle. “Ama buradakiler kadar pratik değiller. Bu söylediğim dışında bildiğim...” Duraksayıp kafasında gözden geçirdi. “...iki yöntem daha var. Yine bu 'evrenleri görme' durumundan beslenirler. Kendi evrenimizde bir durumun alternatiflerini görürüz bazen. Bu da özünde başka bir evrendir zaten; ama içinde bulunduğumuz evrene daha yakındır. Onu gördükten sonra... Benden tam bir açıklama bekleme, nasıl yapıldığını terimlerle açıklayamam, sadece yaparız işte- iki evren arasında bir bağ kurarız. İsteriz, evet, öyle olmasını isteriz, mümkündür; buna inanınca mümkün olur. Çok yorucudur bu ve bazen başarırız. Diğer evrendeki olasılığı kendimizinkine çekeriz. Ama bu çok risklidir. Çünkü olmakta olanla olabilecek olan kafanda birbirine karışır. Bazen ayıramayabilirsin. Çünkü... çekebileceğin olasılığın bir sınırı vardır; değiştirebileceklerinin yani. Ama işin temeli 'mümkün olduğuna inanmak' olduğundan ve hem gerçeklik hem de olabilecekleri kafanda bir araya getirip durduğundan ikisi ayrılmaz olur; sınırı er geç kaybedersin. Gün geçtikçe deliliğe doğru gidersin. Ben de birkaç denemeden sonra bu yüzden bunu kullanmayı bırakmıştım.
“İkinci yöntem, insan olmayan bazı... canlılardan yardım almaktır. Onlar da bu evrenler arasındaki boşluklarda yaşarlar. Bazıları iyi huyludur ama onlar bu çabaların insanlar için tehlikesini bildiği için kasıtlı olarak insanlardan uzak dururlar. Çevrene gelecek ve işbirliğinde bulunacakların hemen hepsi kötü huyludur. Senin delirişini görmek isterler. Onları kullanarak yine olasılıkları içinde bulunduğun evrene çekersin. İki evren arasında, benim pek bilmediğim kurallar üzerinden bir köprü kurarsın. Bu yaratıkların işbirliğidir tehlikeli olan bu kez. Çünkü onları ya zorlaman gerekir -ki kin tutarlar, sana zarar vermeye çalışan köpekleri tasmayla çekiştirmeye benzer-, ya da bir anlaşma yaparsın. Ama çok fazla şey talep ederler; başta konuşulup ortaya konmuş bir anlaşma gibi değildir bu. Kendi verdikleri hizmet karşılığında bedeli onlar, kendilerince biçerler. Ödeyene kadar da ne olduğunu bilmezsin. Genellikle de çok ağır ödersin. Onlar insanların acı çekişini görmek istediklerinden sonuç yine genellikle delilik ve korku olur.”
“Peki senin yaptığın?”diye sordu adam. “Buradasın. Bahsettiklerinin hiçbiri bunu açıklamıyor.”
Kadın coşkuyla gülümsedi.
“Buradayım, değil mi? Evet. Söylemeyi unutmuşum sanırım: Bir başka evrenden bir şeyler getirmek mümkün olduğu kadar, göndermek de mümkün. O dünyanın da alternatif durumları arasında var olması mümkün olan şeyler sadece. Eğer çok zorlarsan o evrenin gerçekliği bozulur; daha doğrusu biz evrenin görüşünü kaybeder kafamızda çarpıtılmış bir şeye bakar oluruz- gerçek olmayan bir şeye. Bu da bir delilik, değil mi? Sadece daha az tehlikeli. Çünkü gerçeklikle hayali değil, bir yerlerdeki sana uzak bir gerçeklikle hayali karıştırırsın. Yaşamını doğrudan etkilemez.”
“Kulağa delice geliyor.”dedi adam durgun bir gülümsemeyle. “Ve sen kendini 'gönderdin', öyle mi?”
“Evet. Kendimden bir parça. Hala oradayım. Ben onu hissetmesem de o beni hissediyor. Ve izliyor.” Histerik bir kahkaha attı. “Ona merhaba de!”
Adam onun gülüşüne kuşkulu, hayalkırkılığı dolu bir bakış attı.
“Delisin.”dedi kadına.
“Evet, deliyim.”dedi kadın çarpık bir gülümsemeyle. Gülümsemesinde meydan okuma, kana susamışlık, coşku dolu bir yaşam, sonsuz bir özgürlük vardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder