02/04/12
Bu güne beni kadar öfkelendiren her şeyi genel başlıklar altına toplasak, eminim ki büyük çoğunluğu “Hayalkırıklığı” adlı kümedekiler oluşturur. Bu da benim suçum sanırım. Beklentilerimi ya diğer insanların yaptığından fazla yüksek tutuyorum ya da beklentilerimin isabetsizliğine katlanamıyorum. Evet, ikinci olasılık daha kuvvetli. Her hayalkırıklığıyla aslında gerçeklik görüşüm sarsıldığı için öfkeleniyorum. Misal:
Çocukluğum boyunca bir yığın alt metinde hep “Bilim harikadır, mükemmeldir, çok işe yarar, bir tek o işe yarar, başka aklıselim düşünme ve anlama yolu yoktur.” dediler hep her yönden. Ben de yuttum. Sonra üniversiteye geldim, birkaç soruda şangırtılarla yıkıldı bu ilüzyon. Öfkelendim kandırıldığım için. Hala da geçmedi öfkem.
Başka bir örnek şudur ki, bir arkadaşım aslında bunu benim yapabileceğimden onlarca kat güzel ifade etmişti, hayran kalmıştım; onu araklıyorum: “Ben eskiden derdim ki, insanlar bir eksiklikle, sakat falan doğmamışlarsa, her birinin iki kulağı, iki kolu, iki bacağı vardır. Bunlar doğal olarak vardır; hemen her insanda vardır. Bunun gibi 'her insan düşünür' inancı da vardı bende. Nasıl iki kolunun olması doğal olansa, insanın söylediği ve duyduğu şeyi düşünmesi doğaldı. Meğer öyle değilmiş. Bir sürü insan düşünmeden yaşıyormuş.”
Bunlara ve bunun gibi şeylere neden öfkelendiğimi çok uzun süre sorguladım. Çünkü bunlar üzücü şeyler sadece; öfke uyandırıcı değil. Kafam sağlam olsaydı öfkelenmezdim sanırım; ya da kendime dair bir çıkarım yapmasaydım. Bu gerçekleri şu noktalara getirip öfkelendiğimi sanıyorum: İnsan olmaktan utanç, aşağılık duygusu, yetersizlik ve yalnızlık. Onaylanma ihtiyacını kastediyorum yalnızlık derken; hani yeterince kişi bana “Evet, haklısın. Yalanmış onlar.” dese geçecekmiş gibi öfkem (Ki zaten yeterince kişi dese bunu bu ilüzyon sorunu çözülebilirmiş gibi de geliyor bana). Kendi kendime mi halleniyorum korkusu var elbette. Bir de şu var ki; ben zaten hayatı, insanları, insanlığı anlamak için çoğu insanın anlamlı bulacağından daha fazla kafa yoruyorum. Tam bir mantığa oturtmuş şemayı çizmişken ana öğelerden biri yalan çıkınca onca çaba boşa çıkıyor tabi; hadi en başa... Zeki değilim, sapık bir şekilde fazla düşünüyorum çünkü. Bu başka bir konu, neyse.
Son zamanlarda bir hayalkırıklığına daha uğradım. Şöyle ki; hani eski çağlarda, toplumu asıl yöneten kesim bir avuç insandı; geri kalan figürandı. Hiçbir şeyden haberi olmadan (belki sadece “Buraları dün Osmanlı almış, artık Avusturya toprağı değilmiş Agustus Emmi. Ama vergiler aynı, biz ekin ekmeye devam.” kafasındaki yerli halk muhabbeti hariç) halk günlük kaygısına devam ediyor; ne etkin bir güç tarihte, ne de ciddi bir önemi var -birkaç numunelik halk devrimi dışında- falan. Sonra matbaa çıktı dünya değişti. Okur-yazar oranı arttı; kitabın yani bilginin fiyatı azaldı, ulaşılabilirliği arttı. İnsanların vatandaşlık algısı -bırak değişmeyi- belirdi; “hımm, hükümetim neler yapıyormuş.” diyen kesim kalabalıklaştı. Sonra üstüne bireyin yaşam döngüsüne demir atan “Eğitim/öğretim” girdi; çok ciddi bir devrimdi elbette. Hadi bakalım; artık kaynak bol ya! Bilinçlenin insancıklar! Derken devletlerin kontrol anlayışı ve ihtiyacı da değişti; deforme etti bu eğitimi ve ulaşılan bilgiyi. Panoptikon hapishaneler, “güvenlik” kameraları, kayıtlı vatandaşlık, sicil dosyaları, tasmalanmış medya... İşte kafamdaki “bilginin evrimi” özetle budur. En azından 1990lara kadar kısmı. Sonra -fonda meleksi, ilahi bir koro sesiyle “Naaaaa...”- İnternet geldi.
Televizyon, radyo, gazete vs. hep kar amacı güden kuruluşlarken (gerçi son otuz yıla kadar böyle hardcore şirket değildiler; bir “sorumluluk hissi” mevcuttu gazetecilik anlayışında) doğal olarak otoriteye kafa eğmeye yatkındırlar. Bazen mecbur da kalırlar. Halka ulaşan bilginin manipülasyonu sayesinde, sadece bu bilgi kaynakları olsaydı, bu dönem teknoloji içinde yeni bir Orta Çağ'da farksız olurdu işte. Ama internet çok başka. Denetimi neredeyse imkansız. Bir köşesinden tutsan öbür taraftan bilgi yükleniyor. Forumlar var; maliyetsiz sanal gazeteler, telif haksız kamera görüntüleri (portatif her şeyde, şahsa ait birer kamera olması harika bir katkı buna) kaydedenin kimliği bile ortaya çıkmadan paylaşılabiliyor. Otorite figürlerinin en sağlam düşmanı “dedikodu”, yani halkın kendi içinde ürettiği doğal muhalefet aracı öyle sulak bir ortam buldu ki internette, bu olanaklar yarı verimliliğiyle bile kullanılsaydı, şimdi her halk karşısına geçip “Ben yönetçem sizi, eğin kafaları!” diyene bir tarafıyla gülüyor olurdu. Yani bu göz kamaştıran potansiyel, bilgi bolluğu ve ulaşılabilirliği neden benim öngördüğüm sonuçlara yol açmadı diye sordum sonunda kendime.
Eh, şu açık ki, benim “gençken” sandığım üzere insanlık başına gelenlerin kontrolünü ele almak için yanıp tutuşmuyordu; orası kesin. Sadece biri kuyruğuna basınca bağırmak istiyordu -ki her halkın kuyruğuna yapılabilecek makul baskı üzerine farklı standartları vardı- onun dışında dünyada neler oluyor, bizi kim yönetiyor, ne amaçla yönetiyor umrunda değildi; ya da arkadaşımın da dediği gibi, düşünen hayvan falan değildi insan. Bu en önemli etken.
Bir sebep daha var ki, aslında tüylerimi diken diken ediyor. İnternette bilgi çok bol. ÇOK bol. Ve elbette çoğu doğru değil. Bilgi ile karşılaşan insanın bilgilenmesi için bir önşartı unutmuştum ben bu internetten umutlanırken: bilgiyi değerlendirmeyi, elemeyi, doğruluğunu test ederek ciddiye almayı bilmeyen bir insan olsa olsa ilkokul sınıfındaki çöpadamlarla bezeli tabularasa olur. Yani o sınıftaki karatahta kadar etkindir bilgiyi değerlendirme işleminde ancak. Komik kedi videosu ile bir yerdeki bir halkın ayaklanması haberi arasında önem ve anlam açısından ne farklılık vardır ki bu insan için?
Bilgiyi değerlendirmek bir yana, internetin bilgi bolluğunda yolunu bulabilmek yeni baş etmeyi öğrendiğimiz bir sorun. Eskiden Google yoktu, naber? Wiki de yoktu. (O zamanları hatırlayamayacak kadar genç olanlar varsa bu yazıyı okuyan; “tarayıcıyı açtığınızda ilk sayfada ne çıkıyordu acaba?” sorusuyla başbaşa bırakıyorum sizi) Belli bir şeyi araştırırken hala bazen kendimi en olmadık noktalarda buluyorum, bunu da normalleştiren bir kavram bile icat ettik zamanında: web surfing. Şimdi işin içine “kişiselleştirilmiş aramalar” adı altında toplanabilecek bir şey de giriyor; belki ciddi bir çoğunluğun haberi yok ama Google bile bugün bir şeyi arattığınızda daha önceki aramalarınızda hangi sonuçları incelediğinizi göz önüne alarak kişiye özel sonuçlar veriyor. Bunu yapayım mı yapmayayım mı diye kullanıcıya da sormuyor. Bilgi öylesine bol ve bir de böyle bir “ulaşacağın bilgi kontrolü” anlayışı belirdi. Hayırlı olsun.
Komiktir; eskiden bir sürü insan birilerinin onları her daim izleyeceği, her bilgisini kaydedeceği paranoyasına sahipti. Hani “devlet herkesin dosyasını tutuyormuş, ne cins dondurma sevdiğinden, dinine, politik görüşüne kadar” deyince tüyler diken diken olurdu; ardından da inkar: Yok canım, -gerekli göreceklerdir, evet, ama- mümkün değil. “Çip takacaklar ileride insanlara, nereye gittiysen hep izleyecekler, ne düşündüğünü ne sevdiğini bilecekler.” Meğer o kadar da fantastik bir bilimkurgu lazım değilmiş bireyin özel hayat özgürlüğünü gasp etmek için, bak sen. Facebook yetti, salaklığımızdan mı teşhir düşkünlüğünden mi ne, kendimiz işaretliyoruz bunları hep. Yerimizi bile kendimiz yayınlıyoruz, oh oh @Bornova Hede Kafe with X kişisi. Bu Facebook furyasının başından beri hissediyorum tehlikeyi; çok uzun süre direndim teslim olmadan önce. Ama o nasıl bir konformite, nasıl bir pratik kaygıydı ki teslim oldum. Ancak benim gibi üç yıl direnç gösterip sonunda kendini çevresinden izole olmuş bulanlar bilir. Facebook da öyle üye olmakla bitmiyor; orada da inanılmaz bir “ulaşacağın bilgi” manipülasyonu var. Kimin iletisini göreceksin; nelerden haberdar olacaksın. Bir bakın, çoğu dişe dokunmaz şeyler; kedi videoları. O araya karışmış işe yarar gibi görünen bilgiler de ya çok yüzeysel, ya da kişiyi zaten daha önce inandıklarını geviş getirten aynı teraneler, yeni bir şey yok.
Tüm bu bolluk ortamının nasıl da bir yalan olduğuna hangi noktada uyandım biliyor musunuz? Hani o iletilerinde, özlü sözlerin altına falan imza diye adı yazılan Ghandi gerçekten kimmiş diye araştırdığım gün. 24 yaşındayım, 4 yaşından beri klavye önündeyim ve Mahatma Ghandi adının altını yeni doldurdum. Irkçılık için “e' kaka, ilkel canım artık öyle şeyler” diye kafalarla gezerken, kendimce bir şeyler biliyorum sanırken, dünya üzerinde ırkçılığın yasal bir halinin daha 1994 yılında sonlandığını (bkz. Apartheid Dönemi) yeni öğrendiysem, dilimi bağışlayın da, sıçayım ben bu bilgi bolluğunun içine.
İnternetin halk için özgürlük potansiyeliyle ortaya çıkıp, insanların kendi elleriyle etiketler giyindiği, aynı bilgileri geviş getirdiği noktaya gelişini nasıl bir hisle takip ediyorum, nasıl anlatayım... Şuna benziyor: Babama evrim teorisini anlatmıştım, onlarca kez falan. Her seferinde şöyle oluyor “Evet, mantıklı gibi, aslında olur- ama nasıl ya? Bir hücre! Kaç bin yıl geçse olmaz. Saçma!” Keşke bu süreç de o kadar uzun sürseydi de ben de saçma deyip aklımı oynatmadan kurtarabilseydim.

İlk olarak
YanıtlaSil“Evet, haklısın. Yalanmış onlar.”.
Ayrıca şöyle bir google a baktım ve 1998 de kurulmuş bunu öğrendim. Birde ben anasayfayı fallout yaptığımı hatırlıyorum ki oda 156 kullanılan bir zamandı ve ilk kez internete girmiştim. Hey gidi hey. Gelelim asıl konuya.
İlk olarak Ghandi ile daha detaylı olarak tanışmadım ama tanışırım mutlaka orası kesin. Şöyle genel olark tarihe bakıyorumda kitle iletişim ve haberleşme araçlarının çoğu insanları domine etmek için kullanılmış. Gazete yaygınlaşmış ve insanlara duymalarını istedikleri bilgileri vermeye başlamışlar. Televizyon aynı şekilde olmuş. Şimdi ise sıra internette. Ama bu geçen zaman içerisinde şöyle bir fark oluştu bana göre.
İnsanlar herzaman düşünüyordu ama düşünme alanı kısıtlı ve şimdiye oranla daha ortaktı. İnsanları farklı düşünmeye yol açıcak şeyler yaptı insanoğlu. Gazete ile başladı sanırım. çeşit arttı ve düşünme alanı genişledi. Sonra TV kanalları çoğaldı. İlk başta amaç belkide tüm insan çeşitlerine domine etmekti ama düşünüldüğü gibi olmadı. Zamanla bilgi çöplüğü oluştu. Kimileri eskide kaldı kimileri sürekli araştırıp düşünmeye devam etti. Kimi insanların akılları-düşünceleri olduğu yerde saydı kimi insanlarda ileri gideceklerine uçurumdan aşağı atladılar. Bir anda o kadar fazla oldu ki çeşitlilik, haber alma kaynakları ve imkanlar, insanlar ne yapacaklarını şaşırdılar.
Benim düşünceme göre insanoğlu merak ve menfaat üzerine yaşıyor. Birbirleri ile tanıştıkça merak artıyor ve çıkar sağlayabileceklerini öğreniyorlar. (Belkide ben böyleyim, çok düşünmek deli yapıyor insanı yada.)
Neyse olay öyle bir duruma geldi ki şuanda çok fazla düşünce var ortada ve bu kadar düşünceyi bu kadar insanı kontrol edilemez hale gelindi.
Gelelim internet olayına. Yine kendi fikirlerim üzerinden yola çıkarak devam ediyorum. Artık düşünceler o kadar çoğaldı ki çıkar ve düşünce çatışmaları çok arttı. İnsanlardan tek tek bilgi almakta zorlaştı tabi. İnterneti koydular önümüze. Bir anda düşünmeye devam eden insanların ufku açıldı. Anonim bir ortamda anonim bir kimlikte istediğin şeyi söylemek dünyanın şuana kadarki en büyük icadı bence. Tabiki bu kadar bilgiye ulaşmak ve paylaşmak sonucu ortada bilgi kirliliği oluştu ama az çok düşünen insan bu bilgileride ayıklamayı beceriyor bana kalırsa. Sonra baktılar ki bu iş olmuycak. Facebook-Twitter gibi SOSYAL PLATFORM adı altında şeyler peydah oldu. Bence facebook bir insanı tanımlamak için mükemmel bir araç. Çoğu kişinin profiline bakarak onu anlamak, sevdikleri ve hoşlandıkları şeyleri yaparak yaranmak kendi tarafına çekme olanağı doğdu.
-----PART 2--- :)
YanıtlaSilBurda 2 şey dikkatimi çekti benim. Fark ettiysen internetin ilk zamanlarında anonim şekilde yapılan yorumlar artık facebook,google,blog(kısmen de olsa),twitter gibi platformlarda resmi kimliklerimizle yayınlanmaya başladı. Nasıl oldu diye sormaya gerek yok ayan beyan biz kabul ettik bunları.
"GMAIL alın 8 gb kota var. En büyük email servisi." e hadi alalım bakalım. Ne yapıyoruz? "Kayıd oluyoruz." Tamam olalım ne lazım? "Telefon numarası ile onay lazım o kadar."
Gmail bu işi çok iyi kotardı ama insanları tanımlamak için yeterli değldi. Sonra facebook geldi ama facebook öyle hemen telefon numaramızı tc kimliğimizi isteyemedi. İnsanlar güvenmiyordu çünki. Önce isim soyisim ile başladı. Sonra beğeniler geldi arkasından. Facebook gibi eğlence amaçlı birşeyin özel bilgiler istemesi anormal gelirdi insanlara ama farklı siteler yapabiliyordu bunu. Neyse fazla uzatmıyayım işin özü OpenID olayı çıkınca tüm parçalar oturdu. Buraya kadar okuyan anlamıştır söylemek istediğimi sanırım.
Konunun dışına çıkmışım sanırım. Bilgiye ulaşmak için baya çöp didiklemek gerekiyor bu yıllarda.
“Çip takacaklar ileride insanlara, nereye gittiysen hep izleyecekler, ne düşündüğünü ne sevdiğini bilecekler.” meselesine gelince. Bu olaya inanıyorum mutlaka birgün olacak bu. Ama çip ama daha farklı şekilde.
İnsanlar kesinlikle aynı değil ve aynı düşünmüyorlar hatta kimileri hiç düşünmeden yaşıyorlar. Kafa baya doluda toparlayamadım nedense öyle işte.
Blogda gayet güzel olmuş. Bu yazıların devamını bekliyorum. Hatta belki birgün yüzyüze konuşma tartışma fırsatıda olur.
haklısın. gerçi ben inanmak istemiyorum o "insanlığı domine etmek isteyen gruplar"ın bu kadar da organize, aklı başında, her şeye gücü fikri yeten olduğuna. zor biraz eğer onlar da insansa. bence rastlantıları iyi sömürdüler sadece; şans eseri çıktı çoğu şey. ve açgözlülük-saldırganlık da hemen her ortamda pasifizmden daha iyi iş yapar, gözü hangi fırsatı değerlendirebileceğinde olduğu için.. o yüzden oldu böyle.
Silçip olayı çok da lazım değil be artık. ahanda cep telefonuyla uyuyoruz, içinde de gps, ooh. var zaten o teknoloji yani. ha cilt altında ha simbiyotik yaşadığın bi nesnede.
muhabbet etmeyi ben de isterim ^^
Zaten tüm bunları bir grubun düşünebileceğine inanmıyorum yada inanmak istemiyorum bende. Burda zaten "bir süpergüç var" şeklinde olaya bakmamak lazım sanırım. En basitinden şöyle söyliyim. Şimdi ben bir facebook saç uygulaması yapıp insanların hangi saç şekillerini beğendiği verisini kullansam. Aynı zamanda facebookun bana sağladığı yer verileri ile gidip en çok iş yapabileceğim yere bir berber açsam ? Hatta google+ ve gmailden de yararlanıp bu bölgede bulunan insanların gmail hesaplarından telefon numaralarına bakıp onları çok daha uygun fiyatlara ve sevdikleri şekilde saç kesimi yapabileceğimi mesaj atsam ? Bir nevi domine etmiş oldum işte.
SilSonra sen veya bir başkası çıkagelse ve bu bilgileri kullanıp benide kapsıyacak birşey geliştirse. Belkide bu şekilde işliyor sistem.
Bu çip söylemi de çok mükemmel birşey zaten. Zamanında insanların telefonları ve facebook adresi olucak. Herkesi ordan izleyecekler deseler acaba facebook ve telefon kullanımı şimdi ne kadar etkilenirdi merak ediyorum. :)
Ufak bir ekleme yapmak istedim. Biraz önce merak edip google da bir arama yaptım ve şöyle birşeye ulaştım.
YanıtlaSilhttp://answers.yahoo.com/question/index?qid=20090202194926AAdoUQd
Buradaki yorumları okuyun ve daha sonra bu interneti kısıtlama yetkisine sahip olduğunuzu düşünün.