11 Kasım 2012 Pazar

Kalabalıkta bir deli.


Eski, o zamanlar mahrem olduğunu hissettiğim için yayınlamadığım bir yazı. Şimdi artık delirmediğimi bildiğim için yayınlıyorum. Kaos bizim dostumuzdur...

09/10/11   19:34:04
Galiba deliriyorum.
Hani şu “deli” sınırları içinde tanımlanan delilik elbette kastım, icat edilmiş kavramların ne kadar anlamı varsa- ya da onlara yüklenen anlamlar ne kadar doğruysa... İşlevsel bir insanın ihtiyacı olmayan düşünceler, kaotik bir ruh durumu, kastım duygu durumu değil tam olarak. Toplumsal olarak onaylanmayan düşüncelere, ideolojilere... yatkınlık diyemem ama tarafsızlık. Çünkü bize nefret etmemiz öğretildi bazı fikirlerden ve o fikri taşıyanlardan yabancılaşmamız doğru gibi gösterildi- buna itiraz ettiğimden de emin değilim. Bir pedofili, bir tecavüzcüyü, katili, sırf kan görme arzusuyla ve dehşet sahnelerinin içinde bulunma isteğiyle insan canına kast edenleri anlamanın ne yararı var? Hatta belki tehlikeli. Şiddet dürtüsü ve diğerleri, içimizdeki şeytan yani, biraz susturulsun diye icat edilmiş onca araç var: televizyon, dedikodu, milliyetçilik, arkadan iş çevirmeler ve serbest piyasa, kitle coşkuları ve linç imkanları, futbol, “iki dakikalık nefret”...
Belki de içimde bir yer öyle aç ki, nefret söyleminde bulunarak intikam çığlığıyla bağırırken kafamda Doria, kendimi huzur içinde gülümserken buluyorum:

“I want them dead- No, wait! I want them alive. Them and their children and grandchildren. I want them to beg me to let them die. I want them to watch as their children scream in flames! I want them to be fed with my Immortality Nectar andd their own feces! So That They will live! Live while i cook their fingers When They are still feeling their Fingers! AND WHILE I AM CHEWING ON THEM! I WANT THEM TO HAVE NIGHTMARES ABOUT ME EVEN AFTER THEY ARE DEAD! UNTIL TORTURED, WEEPING FOREVER, TRAPPED GHOSTS THEY ARE!”

Garip ki ne kadar “deli” dedikleri şeye yaklaşsam o kadar hissediyorum hayatı. O kadar dolu, o kadar net, kaotik ve korkulası değil. Hayat kaotik ve artık zihnim de öyle. Bir an anlıyor insan, sanrılar içinde yaşayan ben değilim belki diyor, belki de dünyanın kalanı. İsimlendirmek, ayırmak, yönledirmek, ayrıntıya bakmak onları işte bu kaostan koruyor; şu yüzyüze olduğum kaostan.
Uzun zaman önce böldüm kafamda hayalle gerçeği. Ayırdım onları- ya da elimden geleni yaptım bu konuda. Ve gittikçe ustalaştım sanırım. Şimdi fikirlerin de hayal olduğuna emin olduğum bu günlerde, gerçekliği olduğu gibi gören yanımla, hayali gören yanım iki ayrı kutup olmaya doğru gidiyor. Dengeyi henüz kuramadım ve kaygım o ki -ki gerçekten kopuk yanım pek de kaygılı değil bunun için aslında- belki de terazi diğerlerinin onaylamayacağı yöne yatar. İşte bunu yazma sebebim budur aslında. Beni sevenlere, gerçekleşebilecek o noktada kafalarında yankılanacak olan “neden?” sorusuna az çok bir cevap verebilmek için.

Eskiden beni deliliğe götürenin hayallerim olduğunu sanırdım; şimdi düpedüz gerçekliğe baktığım anlarda görüyorum ki, asıl hayaller beni bunca zaman bundan korumuş. Bana bir oyun alanı vermiş, keyfi bir oyun değil, tıpkı küçük çocukların hayatı anlaması için gerekli olan oyunlar gibi. Kaos aklımı bulandırdığında ya da durulttuğunda (ki bu aslında daha da “kötü”dür; sonuçta insanların dünyasında senden beklenen davranışların, sorumlulukların anlamsızlığını görüp hareketsiz kesilirsin- işlevini kaybedersin, hah, birileri için ne korkunç!) bana kaçacak, beynimde dönen çarkları dinlendirecek bir alan vermiş hayaller. Ve şimdi hazır olduğumda biraz daha doğrudan bakıyorum gerçekliğe. Ve beni delirten de bu sanırım. Hissettiklerim, insan oluşum, diğer insanlar, çözümlemeler ve onun tam karşısında anlamalar... Belki de diyorum, tuhaf bir coşkuyla bazen, şu otobüste önümde sessizce oturan, benim gibi uslu durup sürüye uyar görünen genç adam, ötedeki teyze de aslında delidir? Aramızda yürüyen katiller hayal ettim; hayallerinde ve gerçekte katil olan özgür insanlar. İşte şurada bakkal işletiyor mesela, hergün selamlaştığım adam belki. Saçma değil; kimse tasavvur edilen, dile getirilen, sistemin istediği insan olamaz ki! Tasvir edilen mitolojik bir yaratık sonuçta! Az çok biraz deli olmalılar. Ve şimdi benim gibi uslu uslu işlerine güçlerine bakıyorlar.

Bu acaba iyi bir şey mi? Belki de o bilgelik denen şeye giden yol deliliktir; Mecnun diyorlar ya birileri. Bilime inanmayın, ah, o çok biliyor, bir o biliyor, gaspçı, soğuk, erkek dini! Onu kafamın en azından bir yanından attım ve şimdi daha özgürüm. Mutluyum aslında. Şu an. Şu zamanın akıntısında donup kalacak olan an, benim gerçekten var olduğum anlardan biridir; ben olduğum! Kendimi bildiğim! Olduğum gibi, gururla karışık bir şefkat duyduğum adsız bir zihin. Kalabalıkta bir deli. Kıs kıs gülen.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder