İlkokulda
okul servisini paylaştığım 8 yaşındaki erkek bir çocuğun,
kadınların cinsel organının bulunduğu kısmın bir barbi
bebeğinki gibi olduğunu sandığını keşfettiğimde hayret içinde
kalıp kahkahalara boğulmuştum. İlk erkek arkadaşlarımdan biri,
kadınların ne kadar sıklıkla ağda yaptırması gerektiği
bilgisine gözleri büyüyerek hayret ettiğinde de şaşırmıştım;
sonuçta eşşek kadar herifti. Geçenlerde gayet de yetişkin bir
adam "Ya anlamıyorum neyine takıyor kadınlar bu olayın bu
kadar" diyerek feminist meseleleri konusundaki fikrini
açıkladığında... eh, artık o kadar da çok şaşırmadım.
Çünkü gerçekten artık gördüm ki, ilgi duymamak bir yana, bir
kadın olup bunu deneyimlemeden -hatta bazen o zaman bile- neyin
yanlış olduğunu anlamak zor. Hele kavramları karıştırmadan
anlamak ve analiz edebilmek epey zor, zaman alan bir süreç. Yine de
babam "Ben bir yere sırf eğlenmeye mesela okey oynamaya falan
gideceksem, kadın arkadaşlarımla gitmem ki. Erkek arkadaşlarım
varken niye kadınlarla gideyim?" dediğinde ve bu sözün
neresinin kendi kızlarına ve eşine hakaret olduğunu
kavrayamadığında insan bozulmuyor değil.
Ama
insan birini gerçekten seviyorsa onu düşünceleri sebebiyle
suçlayamıyor. Yapamıyorsun işte; hatta asıl bunu söyleyen baban
olduğundan, korkunç yaralar almana sebep olmasına rağmen. Kendimi
bildim bileli babamdan cinsiyetim sebebiyle değersiz olduğum
mesajını aldım ve bununla savaştım; ama -neyse ki bir erkek
kardeşim yok da- beni öyle çok seviyor ki! Ve o neyle savaşıyor
olduğumu, neden bu konuda bu kadar huzursuz olduğumu bile hiç
anlamadı; anlamayacak da muhtemelen.
Şimdilerde
görüyorum, çoğu duyarlı kadın da benim geçtiğim yoldan
geçiyor bu savaşı verirken. Olay babadan ve bazen anneden
başlıyor- kasıtlı değil, dediğim gibi. Sadece kadının
değersiz olduğunu düşündüğü ve bu düşüncesinin farkında
olmadığı için üstü kapalı mesajlar şeklinde veriyor bunu
kızına. Çoğu zaman "bu sözde işte şu kısım şu alt
fikri taşıdığı için saldırgandır" bile diyemiyorsun; ama
o fikir o orada bir yerde. Alttan alta, son derece iyi niyetli bir
sesle seni aşağılıyor.
Çok
eskiden yazdığım bir hikayeyi okuyordum az önce. Biri erkek, biri
kadın ikiz kardeşlerin karşılarında epey zorlu düşmanların
olduğu ve savaşla, mücadeleyle hayatta kalmaya çalıştıkları
bir döneme dair bu hikaye. Hikayeyi yazarken kadın karakterimi
-yazmaya pek de alışkın olmadığım şekilde- daha "kadınsı"
halde canlandırmaya karar vermiş olduğumu hatırlıyorum. Bu
karakter, Athena, zaman zaman yapmak zorunda olduğu şeyleri
yapmadan önce mızmızlanır, sinir bozukluğunu dile getirir ve
sonra başta öfleyip püfleyerek de olsa gerekeni yapar. Hikayenin
bir noktasında erkek kardeşi düşmanın eline düştüğünde ve
mücadele tek başına Athena'nın omuzlarına yıkıldığında,
Athena gidip gelen hüsran, umutsuzluk, öfke, kararsızlık ve korku
duygularıyla boğuşmaya başlar. Ama tüm bu süreç boyunca
yapılması gerekeni yapmaya devam etmektedir. Kararları tamamen saf
mantığa değil, duygularına dayalıdır çoğunlukla; kardeşini
kurtarmak için giriştiği işler, mantıklı bakan bir başkasının
gözüne zaman kaybı ve gereksiz risk gibi görünecektir. Sonunda
kardeşini kurtarmayı başarsa da, savaşın önemli aşamalarından
birinde Athena düşmanın eline düşer. Sonunda erkek kardeş işi
bitirir.
Hikayeyi
bitridiğimde dönüp baktım ve şunu sordum kendime: Bu cinsiyetçi
bir hikaye miydi? Gerçekten de "kadınsı" bir kadının
Athena'nın davrandığı gibi davranmasını olası buluyorum;
kadınları böyle görüyorsam zayıf olduklarını mı düşünüyorum?
Soruyu evirip çevirmem gerekti. Aynı hikayede ikizlerin annesi olan
Doria, son derece saldırgan, kararlı, "güçlü" bir
karakter pozu verirken, kadın dediğin böyle "kadınsı"
davranınca "zayıf" mı oluyor? Kardeşini kurtarmak için
giriştiği riskler, fevri kararlar ve duygularını ilan etmeler...
mantıklı, erkeksi bakış açısına göre yanlış olarak
nitelendirilebilir; ama bu gerçekten yanlış ve zayıfça oldukları
anlamına mı gelir?
Bir
kadın olarak, toplumdan ve çevremden aldığım "zayıflık"
mesajlarına tepkilerimi ele almak zorunda kaldım bu soruyu
çözebilmek için. Başta, kendi küçüklüğümde ilk tepkim
kadınsı dedikleri davranış tarzlarından uzaklaşmaktı.
Duyguları ifade etmekten -daha doğrusu zayıflık dedikleri korku,
kararsızlık, kendine güvensizlik vb.leri- çekindim; hatta bunu
ifade etmemek yetmez, hissetmemeye çalıştım. Bunun alternatifi
"erkeksi" davranmaktı; rekabetçi, hırslı, saldırgan...
Bu mantığın matematiğini doğru çözümlemek gerekli: Çünkü,
diye sezdim aklımın içinde, insanı zayıf yapan bunlarsa ve
"kadın olmak zayıflıktır" önermesini reddedeceksem,
bir kadının bu özelliklere sahip olmadan var olabileceğini görmem
ve göstermem gerekli. Zaman içinde insan görüyor ki, bu
davranışlar ve hisler kadınlara has ya da kadınlarda çoğunlukta
değildir. Hatta, bir kadın bu davranışları gösterdiğinde zaten
ondan beklenir ve "hoşgörülü" davranılırken, erkekler
çok daha korkunç bir baskı altında "güçlü" olmaya
zorlanıyor. (Nasıl bu konuya ilgisiz olursunuz, ey sizi
saftirikler?) Zavallı babam, hasta olmayı, ölümlü olmayı bile
kendine yakıştıramıyor.
Bu
soruları evirip çevirirken ve Athena'nın kendi dünyasında kendi
tarzıyla zorluklarla boğuşuşunu izlerken bir şeyi daha anladım,
bu zayıflık ölçütü, elde edilen sonuçlara bağlı değildi.
Yapılan eylemlerin aşamalarından çok sonuçlarına dikkat
edildiğinde, Athena ve Marvel'in başardıkları ya da annemle
babamın ulaşmayı başardıkları hedefleri kıyaslama açısından
cinsiyetle tamamen ilişkisizdir. Elbette kaçınılmaz olarak bu her
iki cinsin hedefledikleri de farklılaşır- ve bu asıl önemli
konu. Athena ailesini kurtarmaya odaklanmıştır; insanları
kazanmaya ve birlikte olmaya. Marvel intikama ve "onlara gününü
gösterme"ye. Annem ekonomik açıdan huzurlu ve kaygısız bir
şekilde ailesiyle yaşayabilir hale gelmeyi hedeflemiştir; babam
sektöründe diğerlerinden daha iyi olmayı.
Gözümün
önünde aslanlar canlanıyor; erkekleri yeleli hani. Sadece güçlü
olmak yetmez, güçlü görünmek zorundasın. Ve güçlü olmaktan
başka hiçbir şey önemli değildir erkek aslan için. Sürüyü
korumak için, çiftleşebilmek için, hatta herhangi bir sürünün
üyesi olabilmek için tek önemli ölçüttür güçlü olmak.
Aileyi geçindiren, bir sonraki avı ve yavruları düşünen o
gösterişsiz ve işlevsel dişi aslanlardır. Hiçbir futbol
takımının, ülke bayrağının, toplumsal hareketin amblemine
konmayan dişi aslan.
Dünyamızda
bu kadar yüceltilen güç (erk) ve güçlü görünmek olunca, belki
de dedim sonunda, kültürü yapılandıran bu erkek aslan aşkı
oldukça bir kadın olarak takdir edilmenin yolu yoktur. Bir kadın
güçlü olamaz diye bir şey elbette yoktur ama çoğumuzun, buna
mecbur olmadığımızı gören çoğumuzun demeliyim belki de, güçlü
olmak umrunda da değildir açıkçası. Güçlü olmak, bana göre,
ancak bir mecburiyet sonucu gerçekleşir. Geçim sıkıntısı çeken
biri, zor şartlar altında çalışarak karnını doyurmaya güç
bulur; ebeveynlerini genç yaşta kaybeden biri, hayatta kalmak için
yalnızlığıyla baş ederek güçlenir; çok kalabalık bir
ailedeki büyük çocuk, bu sıkıntılara yardım etmek zorunda
olduğu için daha kendi küçücükken kardeşlerine bakmayı
öğrenir. Eğer ortada bir güçlü varsa, hemen her zaman onu var
olmaya zorlayan bir güçlük vardır. Güç, bir gereklilik
olduğunda, hemen her birimizi şaşırtarak ortaya çıkan
becerilerimizdir. Kriz anında, bir başka güç, tehdit sürüye
yöneldiğinde uyukladığı yerden kalkıp onu kovan erkek aslandır.
Ve gerçekten potansiyeli takdir edilesidir. Ama bir gaflete kapılıp
ödenen bedeli görmezden gelerek bunu yüceltmek, "güçlü"
olsunlar diye çocuklarımıza yoktan zorluklar çıkarmak yada
sadece güçlü olanı takdir etmek gibi bir saçmalık, bizi ya
Spartalı ya da deli yapar bana sorarsanız. Amaç insanlığı
kalkındırmaksa, sürünün karnını doyurmaksa, önce güçlü
olma aşkından vazgeçmeliyiz, o hantal erkek gidip geri uyumalı;
çünkü kalkınma, güçlü olmaya sebep bırakmamakla eş
anlamlıdır.
Evrimsel
kökenimizden bu kadar net bir iz görmek ve insanlığın
ilerleyişindeki tuhaf etkisini izlemek hayret verici. Hala erkekler
kriz anlarında güç sergileyen, "kahraman" bir kişilikle
betimleniyor ve kadınlar o "sıradan" günlerin sıradan
sakinleri olarak günü kurtaran işçi arıların konumuna layık
görülüyor. Öyle ironik ki bu durum, ortada güçlü erkeklerin
güç gösterisi yapabilecekleri bir zorluk yoksa biz kendimiz
yaratıyoruz o zorluğu. Ekonomik ve yönetim sistemlerimiz bile
vahşi ve kanlı güç savaşlarının tuhaf bir benzeşmesi.
"Başarılı" olmak için güçlü, rekabetçi, acımasız
olmalısın bu ekonomide; kendini güçlü göstermeli, iyi
pazarlamalı, yelelerini kabarık tutmalısın.
Artık
bir protestoyla, inatla ve kendimi bir babaya kanıtlama amacıyla
"güçlü" olmaya değil, kendim olmaya uygun bir zihne
ulaştığıma inanıyorum. Başta güçsüzlük emarasi duygularını
sürekli öfke ve saldırganlıkla saklayan Doria'ydım, şimdi kızım
Athena olan yanımı sevmeyi başardım. Bu yapay savaşlarda rol
almaya ne isteğim, ne yetkinliğim var derken bunu artık neyse ki
utanç verici bulmuyorum. Amacım bugünün yemeğini sürüye
sunmaktır, sevdiklerimde bugünü iyi yaşamak, bu sırada bende
olanı çevreme verebilmek için yazma ilgime sarılmaktır. Adım
adım insanlığı kalkındıran sıradan işçi arılardan sadece
bir başkası olmaktır.
Birgün,
kadın erkek hiçbirimizin, gerçekten erk sahibi olmak zorunda
kalmamasını diliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder