27 Aralık 2013 Cuma

Mini Öykü


Sayın Bayan Gremor*,
Benim adım Acacia Archer. On üç yaşındayım. Yetimhanede büyüdüm ve şimdi Gregorian Yatılı Okulu'nda okuyorum. Zarfa koyduğum resimde sizin hemen solunuzdaki Durga Salem benim annem. O hapse girerken ben bir buçuk yaşındaymışım ve kendisi hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum. İki kişinin ölümüne sebep olduğu için hapse girdiğinden başka da neredeyse hiçbir şey bilmiyorum onun hakkında. Elimde sadece bu fotoğraf var.
Babam hakkında bildiklerimse çok daha az. Gizlice soruşturduğum zaman babam olabilecek kişinin de bir suçlu olduğu ama hiç yakalanmadığı dışında pek az şey öğrenebildim. Adına bile ulaşamadım. Gerçi zaten onun babam olduğu da kesin değil. Annemin hapse girmeden önce içinde bulunduğu bir tür çetenin lideriymiş.
Uzun süre boyunca ölen ebeveynlerim hakkında çevremdekilere yalan söyledim. Arkadaşlarıma onların evli, arkeolog bir çift olduğunu falan söyledim. Mısır'da piramitlerde bir tuzağa yakalanıp ölmüşler gibi yapmak çok daha... havalıydı. Bir süre ben de inandım kendi yalanıma. Ama artık gerçeği bilmek istiyorum. Bu yüzden size ve resimdeki ulaşabildiğim ikinci kişi Bayan Horken'a yazıyorum. Sizler annemin arkadaşlarıymışsınız. Lütfen bana onu anlatın.
Zarfa bir de kendi resmimi ve çok sevdiğim bir karpostalı ekliyorum. Karpostaldaki yer İrlanda'da bir yer. Okuldan sonra orada yaşamayı düşünüyorum.
Küçük olduğum için bana yalan söylemeyin lütfen. Annem hakkında konuşabildiğim tek diğer kişi, A. D., yani hapisten kaçarken ona engel olmaya çalışarak annemin ölümüne sebep olan kişi, çocukluğumdan beri arada bir beni ziyaret eder. Bazen haftasonları parka ya da hayvanat bahçesine falan götürür. Sanırım kendini suçlu hissediyor. Sorduğum zaman annem hakkında pek bir şey söylemez; onu pek tanımıyormuş. Ama "Geçmişin sana ayak bağı olmamalı. Ondan bağımsızsın. Annenin suçları senin sorumluluğun değil." falan der hep. Sanırım beni korumaya çalışıyor. Siz beni korumaya çalışmayın, olmaz mı? Duyacaklarım kötü olacaksa bile duymak istiyorum.
Lütfen bana cevap yazın, Bayan Gremor.
Saygılarımla
Acacia Archer


----


Sevgili Acacia,
Mektubunu almak hem benim için hem de Lora Horken için büyük bir sürpriz oldu. Lora da ben de anneni büyük bir netlikle hatırlıyoruz. Hatta asla unutulmayacağını söylemek yerinde olur. Kesinlikle çok sıradışı bir kadındı. Sadece biz ikimizin değil, hapisteki on dört aylık süresince burada olan tüm diğer kadınlar, hatta gardiyanlar ve müdürün hafızasında da kalıcı bir yer ettiğine eminim.
Durga'nın bir çocuğu olduğunu bilmiyordum. Üzgünüm ama bize hiç senden bahsetmezdi. Bunun sıradışı olduğunu düşünme; dışarıdaki yaşamı ve bağlantıları hakkında hep örtülü konuşurdu. Pek çok şey gizlediği belliydi ve gizlediğini de saklamazdı. Ama resmine tek bir bakışla iddianın doğru olduğunu görebiliyorum. İnanılmaz bir benzerliğiniz var.
Seni korumaya çalışmamamızı istemekte haklısın. Söylenebilecek bazı şeyler gerçekten de bir çocuğa göre değil. Ama bilmek de hakkın. Buna saygı duyuyorum. Bu yüzden annenin karakterini olduğu gibi, olaylarıysa gizlemeden ama sade bir şekilde anlatacağım.
Ben annenden iki ay sonra buraya geldim. Lora onun buradaki ilk zamanları konusuna daha bilgili. Geldiğinde ufak tefek bir kadın olarak başta pek dikkat çekmediğini söylüyor. On iki yıl yatmak üzere gelmişti ama hep on iki yıldan çok önce çıkacağını söylerdi. Ölü ya da diri. Ama kafasını kaçmaya takmış da sayılmazdı. "Daha değil." derdi onun bu lafıyla dalga geçenlere. "Daha eğleniyorum. Burası fena değil." Gerçekten de eğlenir görünürdü. Tamamen korkusuzdu. Ne demek istediğimi devamını okurken daha iyi anlayacaksın.
O dönemde burada olan biteni kontrol altında tutan Janet isimli bir kadın vardı. Her şeyden haberi olurdu, çoğu gardiyan, hatta o zamanın müdürü de cebindeydi. El altından uyuşturucu ve diğer şeyler satardı. Daha doğrusu bunları hapse sokan kişinin elinden hepsini ucuza alır, içeridekilere pahalıya dağıtırdı. Kullanan da kullanmayan da onun eline bakardı; bazıları dalkavuk gibi çevresini almıştı. Psikopatın tekiydi. Lafından çıkanı ya kendisi ya da dalkavukları döverdi. Annen içeri girişinin altıncı ayında onu alaşağı etti. Artık pek bir nüfuzu kalmasa da Janet, Durga'dan öç almaya kalkışınca da, sekizinci ayında sanırım, onu öldürdü.
Bunları nasıl yaptığına inanmak yapabilmesine inanmaktan daha zor. Durga, benim hapse girdiğim dönemde "Falcı" adıyla tanınmaya başlamıştı. Mahkumların falına bakardı ve inanılmaz isabetli tuttururdu. El falı, çay yaprağı falı, hatta su falı... Aklına ne gelirse. O kadar isabetli tuttururdu ki çoğu mahkum ondan korkmaya başlamıştı. Kendisinin de bu korkuyu yaratmada payı vardı aslında. Bilgiyi "ötedeki iblislerden" aldığını söylerdi. Falına baktığı kişinin çocukluk sorunlarından, işlediği suçun ayrıntılarına kadar anlatır, bazen biraz acımasızca eleştirirdi bile. Ama korku fazla büyümeden espirilerle filan ortamı yumuşatırdı. "Tabi ki iblis diye bir şey yok."derdi bazen kurcalayınca, ama hemen sonra göz kırpardı.
Ünü büyüdükçe Janet'in dalkavukları, hatta gardiyanlar da ondan fal bakmasını istemeye başladılar. Çoğu zaman fal bakma seansına çevrede kim varsa onlar da izleyici olarak katılırdı. Tabi falına bakılan kişinin itirazı yoksa. Durga bazen kışkırtırdı o kişiyi "Ne o? Gizleyecek şeylerin mi var?" falan diyerek. Janet'in dalkavuklarından birine de aynen öyle yaptı. Sonra çevrede on mahkum izleyiciyken kadını utançtan kıvrandırdı. Küçükken dayak yiyormuş da bir süre sonra hoşuna gitmeye başlamış; o yüzden şimdi Janet gibi psikopatların kendisini sömürmesine izin veriyormuş. Daha epey bir şeyler söyledi. Janet'i duraksamadan aşağıladı fal bakma bahanesiyle. Fal faslı bitince kısa süre sonra Janet arkasında bir kalabalıkla Durga'nın başına dikildi tabi ki.
"Yüzüme söylesene hakkımda düşündüklerini." dedi.
Durga sakindi. "Onlar benim düşündüklerim değil ki. Yanlış anlamana şaşmamalı. Ben gerçekleri söylüyorum."
"Neymiş o gerçekler?"
"Bilmem. Unuttum bile. Gel falına bakayım, benimkiler hatırlatsın."
Janet tamam dedi. Bu kez çok daha kalabalık bir izleyici grubuyla, yemekhanede başladılar el falına. Durga'nın korkusuzca ağzından dökülenlere hissettiğim hayreti hala hatırladıkça hissediyorum. Söyledikleri çok önemli değil ama utanç verici şeylerdi. İsabetli de olacak ki Janet önce kızarmaya, sonra morarmaya başladı. Sonunda da bir yumruk savurdu. Durga'nın yumruğun önünden refleksle çekildiğini gördüm; sonra masalar uçuşmaya başladı. Bir kavga koptu. Gardiyanlar araya girip ortalığı yatıştırdığında bir baktık Durga katıla katıla gülüyor, üstünde tek çizik yok. Janet'in dudağı patlamış, ön dişlerinden biri kırılmış. Dalkavuklarından bazıları da morarmış göz, açılmış kaş filan, yara almış. O gün Janet çok itibar kaybetti. Durga'yı güya koruma amaçlı tecrite aldılar birkaç günlüğüne. Müdür de Janet'ten yana karar verdi anlayacağın. Ama o adaletsizliğe aldırmadı. Gülerek gitti hücreye, üç gün sonra gülerek döndü. Döndüğü gibi de her fırsatta Janet'in aptallığından falan bahsetmeye başladı. Dalkavuklarına asıl Janet'ten değil, birbirlerinden korktuklarını söyledi; Janet'in peşinden ilk ayrılmaya karar veren diğerlerinin gazabına uğrar korkusu. Janet'in kendisinin hiç de korkulacak bir yanı olmadığından falan bahsedince çok sürmedi Janet'in onun karşısına tekrar dikilmesi. Hem de bu kez gardiyanların karışmayacağına emin olmuştu Janet, biraz para yedirmişti belki; çamaşırhanede sıkıştırdı Durga'yı. Janet arkasında kalabalıkla girince Durga dışında herkes kaçıştı oradan. Beş dakika sonra sadece Durga çıktı. Yine sırıtarak; yüzünde tek çizik yok. Janet ve diğer üç kadın daha sonra gardiyanlar tarafından bulununca dört gün revirde kaldılar. Janet kimin yaptığını söylemedi daha çok utanmamak için. Ama hepimiz biliyorduk.
Bir süre Janet, Durga'ya bulaşmadı. Durga da artık onun hakkında pek konuşmuyordu aslında; ama onun karar vermesine alışılmış şeylerde, hatta daha fazla şeyde karar verir oldu. Yaklaşan Noel için kim yemekhane süslemesi işine katılacak, televizyon kanalı konusunda kim hangi gün karar verecek, mahkumlar arası tartışmalarda kim haklı, kim kime önce laf söylemiş de özür dilemeli... Aklımda çok net kalan bir olay var. Bir gün yeni gelen kadınlardan biri Katty, ufak tefek bir genç kız. Daha zar zor yetişkin olmuş da adam öldürmekten içeride. Kendi babasını öldürmüş, sonradan duyduk. İki küçük kız kardeşi varmış dışarıda, dört yıl almıştı. Şimdi onların yanındadır. Neyse, bu kız geldiğinde çok sessiz, çok mutsuzdu. Doğru düzgün konuşmazdı, korkmuştu. Durga öylesineymiş gibi yemekhanede oturdu yanına. Kız sindi hemen; Durga'nın ağır top olduğu besbelli çünkü. "Gel,"dedi Durga. "Falına bakayım." Kızın titreyen elini aldı, şöyle bir avcuna baktı. Şaşırmış gibi kızın yüzüne baktı. Sonra birden sarıldı.
"Helal olsun sana!"dedi. "Helal olsun! Aferin!" Sonra kızın belinden tutup onunla ayağa kalktı, yemekhaneye seslendi. "Hey, millet! Bu Katty. Kendini ve kardeşlerini bir orospu çocuğundan kurtarmış. Gerekli olanı cesurca yapmış! İşte bu insan gibi insan! Tanıyın!" Sonra alkışlamaya başladı; herkes katıldı ona. Birkaç güne Katty üstünden o ezikliği attı. Durga kanatları altına almıştı zaten. O öldükten çok sonra, çıkmadan hemen önce "Durga olmasaydı kendimi öldürürdüm." dedi bana. "Kendimi asma planları yapıyordum o güne kadar."
Janet de Durga da kendi işine bakarken böyle olaysız sayılacak birkaç ay geçti. Sonunda Durga hep geri durduğu Janet'e kalan son işe de elini attığında, yani hapishaneye her türlü istenen malzemeyi sokma işine karıştığında ortalık karıştı. Uyuşturucu da buna dahildi ama isteyene kitap, kaliteli diş fırçası, makyaj malzemesi falan, her türlü malzemeyi içeri sokmaktı mesele. Yasak değildi aslında; mesele dışarıda bir adamının olması. O zamanlar Graham dediğimiz bir kadın ayarlardı bunu ama Janet ondan para karşılığı hepsini alır, kar koyup asıl sipariş edene satardı. Durga "neden bu beleşçiye pay veriliyor" demeye başladı özetle. Graham başına bela almak istemedi elbette; Janet de "Sen niye karışıyorsun?"dedi ona. "İstersen sana indirimli veririz ne lazımsa."
"Çünkü," dedi Durga. "birinin bu işe karışması lazım. Ve ortalığı boş bırakınca senin gibi liderliği insanları sömürmek sanan asalaklar el atıyor. Ben senden çok daha iyi iş çıkarırım. İşte bu yüzden. Graham artık kendi malını dağıtacak. Sen araya girmeyeceksin."
"Öyle mi?"dedi Janet, komik bulmuş gibi. Ardından da şimdi buraya yazamayacağım bir takım küfürler etti. Durga'nın korkusuzluğunun onun ölümüne sebep olacağını da ima etti. Durga, ona özetle "Sen korkunç şey görmemişsin."dedi, epeyce de güldü. Bir sonraki mal dağıtımına kadar bir daha konuşmadılar. Ama o gün geldiğinde, biz tam ortalık karışacak derken hapishane müdürü Durga'yı yanına çağırttı. Olay gerçekleşirken oyalamaya kalkıştı anlaşılan. Ama Durga o gün yönetim kısmından dönmedi. Onu müdürün odasından askerler çıkarmış duyduğumuza göre; nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş müdürün ölümünden yargılanması için. Ertesi gün onu geri getirdiler; hemen tecrit hücresine koydular. Orada iki hafta kaldı; cezası açıklanana kadar. Cezası müebbete çıkarılmıştı.
Tecrit hücresinden döndüğünde hiç de bu canını sıkmış gibi görünmüyordu. Janet'in hücresine gitti hemen. "Artık kaybedecek hiçbir şeyim yok. Gerçi daha önce de yoktu ama artık sen de biliyorsun." dedi sırıtarak. Herkes izliyordu, gardiyanlar bile. "Gerekirse gardiyanlar arasında seni kayıranları da keseceğim. Senin kuyruğundaki salakları da. Bir sonraki teslimat zamanı görüşürüz."
Hemen o günün akşamına Janet'in çevresinde pır dönen dalkavukları ondan uzaklaştılar. Janet eski yandaşlarından birine saldırdı, gardiyanlar onu tecrite götürdüler. Bir sonraki teslimatta ortalıkta değildi bu yüzden. Durga Graham'ın ilk elden malı dağıtmasına izin verdi; herkes eskisinden daha karlı çıktı. Janet döndüğünde ortamdaki tüm ağırlığını yitirmişti. Artık sıradan, hatta görmezden gelinen bir mahkumdu sadece.
Durga tam da dediği gibi iyi bir lider oldu. Yeni müdürle de iyi anlaşıyordu anladığım kadarıyla. Tam anlaşmak değil aslında, garip bir saygıları vardı birbirlerine. Adı Anthony Luman'dı. Üç sene önce emekli oldu. Belki ona da ulaşmak istersin. Araştırırsan mektup adresini bulabilirsin bir ihtimal.
Daha önce de dediğim gibi sonunda Janet ve ona sadık son mahkum Durga'yı bir köşede sıkıştırmayı başardılar. Onu öldürmeye çalışmışlar ama sadece biraz hırpalayabildiler. Janet'se kendi silahıyla, kırık bir cam parçasıyla öldü. Nefsi müdafa olduğu açıktı; kamera kayıtları varmış. Bu yüzden Durga'nın cezası artmadı. Janet'in son yaltakçısıysa can güvenliği korkusunu öne sürüp kendi isteğiyle başka bir yere nakledildi.
Sonraki aylar çoğunlukla sorunsuz geçti. Meğer ortamdaki tüm gerginliğin sebebi Janet'miş dedik. Herkes daha güvende hissediyordu aslında. Durga'nın kendine has bir adalet anlayışı vardı ve sorun kişisel olmadığında, yani onu doğrudan ilgilendirmediğinde yasalarla da uyumluydu. Bu yüzden gardiyanlarla işbirliği içinde bile olurdu bazen. Kesinlikle şefkatliydi. Yeni gelenleri ortama alıştırmak için tanışma toplantıları ve oyun geceleri düzenlemeye başladı. Bunca yıldan sonra onun başlattıkları bir gelenek olarak hala sürdürülüyor.
Hapisteki son ayında düşünceliydi epey. Herkes farkındaydı. Biraz geri çekilir gibiydi. Kafası meşguldü. Sık sık ziyaretçileri gelmeye başladı. Ki onun hiç ziyaretçisi olmazdı önceden. Birkaç kişi artık kaçma vaktinin yaklaştığını bile tahmin etmişti. Sonrasını biliyorsun sanırım. Denedi. Ve dediği gibi ölü olarak olsa da buradan çıktı.
Annen iyi biriydi, Acacia. Gerçekten. İçtenlikle söylüyorum. Ama hepimiz gibi onun da kendi şeytanları vardı. İyi olan yanına denk ölçüde güçlü şeytanlardı bunlar. Annen hem muhteşem iyilikler hem de korkunç kötülükler yapmaya kadir bir kadındı. Bunu hayal etmesi zor, biliyorum. Onu tanımasam ben de böyle biri olabileceğine inanamazdım. Eşsiz bir insandı.
Bu arada, baban konusunda: Durga yeri geldiğinde espiriyle karışık "Psikopat bir sevgilisi" olduğunu söylerdi. "Senden mi korkacağım, ben onunla baş ettim." der gibi. Bundan gurur duyar gibiydi. Onu sevdiğini görebiliyorduk ama ziyaretine geldiğini hiç duymadım. Lora ona bir kez sormuş nasıl biri olduğunu ve neden ziyarete gelmediğini. Durga ona şöyle demiş: "Şu sıralar biraz aramız bozuk. Kavga ettik gibi bir şey. Aslını istersen buradan çıkmak için de onun yumuşamasını bekliyorum. Hani yine beni öldürmeye kalkışır filan..." Tabi bu söylediklerinin ne kadarında ciddiydi bilmiyoruz. Tamamı espiri bile olabilir. Belki de öyle biri yoktu.
Sana bol şans diliyorum, Acacia. Ve hayatında başarılar. Dilerim aradığını bir miktar da olsa bu mektupta bulmuşsundur.
Sevgilerimle
Trisha Gremor


*Karakterler niye yabancı ben de bilmiyorum. Yani tamam, biliyorum da uzun ve gereksiz bir hikaye. İstemsizce İngilizce düşünmekle ilgili bir sorun özetle. Deal with it.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder