Sayın
Bayan Gremor*,
Benim
adım Acacia Archer. On üç yaşındayım. Yetimhanede büyüdüm ve
şimdi Gregorian Yatılı Okulu'nda okuyorum. Zarfa koyduğum resimde
sizin hemen solunuzdaki Durga Salem benim annem. O hapse girerken ben
bir buçuk yaşındaymışım ve kendisi hakkında hiçbir şey
hatırlamıyorum. İki kişinin ölümüne sebep olduğu için hapse
girdiğinden başka da neredeyse hiçbir şey bilmiyorum onun
hakkında. Elimde sadece bu fotoğraf var.
Babam
hakkında bildiklerimse çok daha az. Gizlice soruşturduğum zaman
babam olabilecek kişinin de bir suçlu olduğu ama hiç yakalanmadığı dışında pek az şey öğrenebildim.
Adına bile ulaşamadım. Gerçi zaten onun babam olduğu da kesin
değil. Annemin hapse girmeden önce içinde bulunduğu bir tür
çetenin lideriymiş.
Uzun
süre boyunca ölen ebeveynlerim hakkında çevremdekilere yalan
söyledim. Arkadaşlarıma onların evli, arkeolog bir çift olduğunu
falan söyledim. Mısır'da piramitlerde bir tuzağa yakalanıp
ölmüşler gibi yapmak çok daha... havalıydı. Bir süre ben de
inandım kendi yalanıma. Ama artık gerçeği bilmek istiyorum. Bu
yüzden size ve resimdeki ulaşabildiğim ikinci kişi Bayan Horken'a
yazıyorum. Sizler annemin arkadaşlarıymışsınız. Lütfen bana
onu anlatın.
Zarfa
bir de kendi resmimi ve çok sevdiğim bir karpostalı ekliyorum.
Karpostaldaki yer İrlanda'da bir yer. Okuldan sonra orada yaşamayı
düşünüyorum.
Küçük olduğum için bana yalan söylemeyin lütfen. Annem hakkında
konuşabildiğim tek diğer kişi, A. D., yani hapisten kaçarken ona
engel olmaya çalışarak annemin ölümüne sebep olan kişi,
çocukluğumdan beri arada bir beni ziyaret eder. Bazen haftasonları
parka ya da hayvanat bahçesine falan götürür. Sanırım kendini
suçlu hissediyor. Sorduğum zaman annem hakkında pek bir şey
söylemez; onu pek tanımıyormuş. Ama "Geçmişin sana ayak
bağı olmamalı. Ondan bağımsızsın. Annenin suçları senin
sorumluluğun değil." falan der hep. Sanırım beni korumaya
çalışıyor. Siz beni korumaya çalışmayın, olmaz mı?
Duyacaklarım kötü olacaksa bile duymak istiyorum.
Lütfen
bana cevap yazın, Bayan Gremor.
Saygılarımla
Acacia
Archer
----
Sevgili
Acacia,
Mektubunu
almak hem benim için hem de Lora Horken için büyük bir sürpriz
oldu. Lora da ben de anneni büyük bir netlikle hatırlıyoruz.
Hatta asla unutulmayacağını söylemek yerinde olur. Kesinlikle çok
sıradışı bir kadındı. Sadece biz ikimizin değil, hapisteki on
dört aylık süresince burada olan tüm diğer kadınlar, hatta
gardiyanlar ve müdürün hafızasında da kalıcı bir yer ettiğine
eminim.
Durga'nın
bir çocuğu olduğunu bilmiyordum. Üzgünüm ama bize hiç senden
bahsetmezdi. Bunun sıradışı olduğunu düşünme; dışarıdaki
yaşamı ve bağlantıları hakkında hep örtülü konuşurdu. Pek
çok şey gizlediği belliydi ve gizlediğini de saklamazdı. Ama
resmine tek bir bakışla iddianın doğru olduğunu görebiliyorum.
İnanılmaz bir benzerliğiniz var.
Seni
korumaya çalışmamamızı istemekte haklısın. Söylenebilecek
bazı şeyler gerçekten de bir çocuğa göre değil. Ama bilmek de
hakkın. Buna saygı duyuyorum. Bu yüzden annenin karakterini olduğu
gibi, olaylarıysa gizlemeden ama sade bir şekilde anlatacağım.
Ben
annenden iki ay sonra buraya geldim. Lora onun buradaki ilk zamanları
konusuna daha bilgili. Geldiğinde ufak tefek bir kadın olarak başta
pek dikkat çekmediğini söylüyor. On iki yıl yatmak üzere
gelmişti ama hep on iki yıldan çok önce çıkacağını söylerdi.
Ölü ya da diri. Ama kafasını kaçmaya takmış da sayılmazdı.
"Daha değil." derdi onun bu lafıyla dalga geçenlere.
"Daha eğleniyorum. Burası fena değil." Gerçekten de
eğlenir görünürdü. Tamamen korkusuzdu. Ne demek istediğimi
devamını okurken daha iyi anlayacaksın.
O
dönemde burada olan biteni kontrol altında tutan Janet isimli bir
kadın vardı. Her şeyden haberi olurdu, çoğu gardiyan, hatta o
zamanın müdürü de cebindeydi. El altından uyuşturucu ve diğer
şeyler satardı. Daha doğrusu bunları hapse sokan kişinin elinden
hepsini ucuza alır, içeridekilere pahalıya dağıtırdı. Kullanan
da kullanmayan da onun eline bakardı; bazıları dalkavuk gibi
çevresini almıştı. Psikopatın tekiydi. Lafından çıkanı ya
kendisi ya da dalkavukları döverdi. Annen içeri girişinin altıncı
ayında onu alaşağı etti. Artık pek bir nüfuzu kalmasa da Janet,
Durga'dan öç almaya kalkışınca da, sekizinci ayında sanırım,
onu öldürdü.
Bunları
nasıl yaptığına inanmak yapabilmesine inanmaktan daha zor. Durga,
benim hapse girdiğim dönemde "Falcı" adıyla tanınmaya
başlamıştı. Mahkumların falına bakardı ve inanılmaz isabetli
tuttururdu. El falı, çay yaprağı falı, hatta su falı... Aklına
ne gelirse. O kadar isabetli tuttururdu ki çoğu mahkum ondan
korkmaya başlamıştı. Kendisinin de bu korkuyu yaratmada payı
vardı aslında. Bilgiyi "ötedeki iblislerden" aldığını
söylerdi. Falına baktığı kişinin çocukluk sorunlarından,
işlediği suçun ayrıntılarına kadar anlatır, bazen biraz
acımasızca eleştirirdi bile. Ama korku fazla büyümeden
espirilerle filan ortamı yumuşatırdı. "Tabi ki iblis diye
bir şey yok."derdi bazen kurcalayınca, ama hemen sonra göz
kırpardı.
Ünü
büyüdükçe Janet'in dalkavukları, hatta gardiyanlar da ondan fal
bakmasını istemeye başladılar. Çoğu zaman fal bakma seansına
çevrede kim varsa onlar da izleyici olarak katılırdı. Tabi falına
bakılan kişinin itirazı yoksa. Durga bazen kışkırtırdı o
kişiyi "Ne o? Gizleyecek şeylerin mi var?" falan diyerek.
Janet'in dalkavuklarından birine de aynen öyle yaptı. Sonra
çevrede on mahkum izleyiciyken kadını utançtan kıvrandırdı.
Küçükken dayak yiyormuş da bir süre sonra hoşuna gitmeye
başlamış; o yüzden şimdi Janet gibi psikopatların kendisini
sömürmesine izin veriyormuş. Daha epey bir şeyler söyledi.
Janet'i duraksamadan aşağıladı fal bakma bahanesiyle. Fal faslı
bitince kısa süre sonra Janet arkasında bir kalabalıkla Durga'nın
başına dikildi tabi ki.
"Yüzüme
söylesene hakkımda düşündüklerini." dedi.
Durga
sakindi. "Onlar benim düşündüklerim değil ki. Yanlış
anlamana şaşmamalı. Ben gerçekleri söylüyorum."
"Neymiş
o gerçekler?"
"Bilmem.
Unuttum bile. Gel falına bakayım, benimkiler hatırlatsın."
Janet
tamam dedi. Bu kez çok daha kalabalık bir izleyici grubuyla,
yemekhanede başladılar el falına. Durga'nın korkusuzca ağzından
dökülenlere hissettiğim hayreti hala hatırladıkça hissediyorum.
Söyledikleri çok önemli değil ama utanç verici şeylerdi.
İsabetli de olacak ki Janet önce kızarmaya, sonra morarmaya
başladı. Sonunda da bir yumruk savurdu. Durga'nın yumruğun
önünden refleksle çekildiğini gördüm; sonra masalar uçuşmaya
başladı. Bir kavga koptu. Gardiyanlar araya girip ortalığı
yatıştırdığında bir baktık Durga katıla katıla gülüyor,
üstünde tek çizik yok. Janet'in dudağı patlamış, ön
dişlerinden biri kırılmış. Dalkavuklarından bazıları da
morarmış göz, açılmış kaş filan, yara almış. O gün Janet
çok itibar kaybetti. Durga'yı güya koruma amaçlı tecrite aldılar
birkaç günlüğüne. Müdür de Janet'ten yana karar verdi
anlayacağın. Ama o adaletsizliğe aldırmadı. Gülerek gitti
hücreye, üç gün sonra gülerek döndü. Döndüğü gibi de her
fırsatta Janet'in aptallığından falan bahsetmeye başladı.
Dalkavuklarına asıl Janet'ten değil, birbirlerinden korktuklarını
söyledi; Janet'in peşinden ilk ayrılmaya karar veren diğerlerinin
gazabına uğrar korkusu. Janet'in kendisinin hiç de korkulacak bir
yanı olmadığından falan bahsedince çok sürmedi Janet'in onun
karşısına tekrar dikilmesi. Hem de bu kez gardiyanların
karışmayacağına emin olmuştu Janet, biraz para yedirmişti
belki; çamaşırhanede sıkıştırdı Durga'yı. Janet arkasında
kalabalıkla girince Durga dışında herkes kaçıştı oradan. Beş
dakika sonra sadece Durga çıktı. Yine sırıtarak; yüzünde tek
çizik yok. Janet ve diğer üç kadın daha sonra gardiyanlar
tarafından bulununca dört gün revirde kaldılar. Janet kimin
yaptığını söylemedi daha çok utanmamak için. Ama hepimiz
biliyorduk.
Bir
süre Janet, Durga'ya bulaşmadı. Durga da artık onun hakkında pek
konuşmuyordu aslında; ama onun karar vermesine alışılmış
şeylerde, hatta daha fazla şeyde karar verir oldu. Yaklaşan Noel
için kim yemekhane süslemesi işine katılacak, televizyon kanalı
konusunda kim hangi gün karar verecek, mahkumlar arası
tartışmalarda kim haklı, kim kime önce laf söylemiş de özür
dilemeli... Aklımda çok net kalan bir olay var. Bir gün yeni gelen
kadınlardan biri Katty, ufak tefek bir genç kız. Daha zar zor
yetişkin olmuş da adam öldürmekten içeride. Kendi babasını
öldürmüş, sonradan duyduk. İki küçük kız kardeşi varmış
dışarıda, dört yıl almıştı. Şimdi onların yanındadır.
Neyse, bu kız geldiğinde çok sessiz, çok mutsuzdu. Doğru düzgün
konuşmazdı, korkmuştu. Durga öylesineymiş gibi yemekhanede
oturdu yanına. Kız sindi hemen; Durga'nın ağır top olduğu
besbelli çünkü. "Gel,"dedi Durga. "Falına
bakayım." Kızın titreyen elini aldı, şöyle bir avcuna
baktı. Şaşırmış gibi kızın yüzüne baktı. Sonra birden
sarıldı.
"Helal
olsun sana!"dedi. "Helal olsun! Aferin!" Sonra kızın
belinden tutup onunla ayağa kalktı, yemekhaneye seslendi. "Hey,
millet! Bu Katty. Kendini ve kardeşlerini bir orospu çocuğundan
kurtarmış. Gerekli olanı cesurca yapmış! İşte bu insan gibi
insan! Tanıyın!" Sonra alkışlamaya başladı; herkes katıldı
ona. Birkaç güne Katty üstünden o ezikliği attı. Durga
kanatları altına almıştı zaten. O öldükten çok sonra,
çıkmadan hemen önce "Durga olmasaydı kendimi öldürürdüm."
dedi bana. "Kendimi asma planları yapıyordum o güne kadar."
Janet
de Durga da kendi işine bakarken böyle olaysız sayılacak birkaç
ay geçti. Sonunda Durga hep geri durduğu Janet'e kalan son işe de
elini attığında, yani hapishaneye her türlü istenen malzemeyi
sokma işine karıştığında ortalık karıştı. Uyuşturucu da
buna dahildi ama isteyene kitap, kaliteli diş fırçası, makyaj
malzemesi falan, her türlü malzemeyi içeri sokmaktı mesele. Yasak
değildi aslında; mesele dışarıda bir adamının olması. O
zamanlar Graham dediğimiz bir kadın ayarlardı bunu ama Janet ondan
para karşılığı hepsini alır, kar koyup asıl sipariş edene
satardı. Durga "neden bu beleşçiye pay veriliyor" demeye
başladı özetle. Graham başına bela almak istemedi elbette; Janet
de "Sen niye karışıyorsun?"dedi ona. "İstersen
sana indirimli veririz ne lazımsa."
"Çünkü,"
dedi Durga. "birinin bu işe karışması lazım. Ve ortalığı
boş bırakınca senin gibi liderliği insanları sömürmek sanan
asalaklar el atıyor. Ben senden çok daha iyi iş çıkarırım.
İşte bu yüzden. Graham artık kendi malını dağıtacak. Sen
araya girmeyeceksin."
"Öyle
mi?"dedi Janet, komik bulmuş gibi. Ardından da şimdi buraya
yazamayacağım bir takım küfürler etti. Durga'nın
korkusuzluğunun onun ölümüne sebep olacağını da ima etti.
Durga, ona özetle "Sen korkunç şey görmemişsin."dedi,
epeyce de güldü. Bir sonraki mal dağıtımına kadar bir daha
konuşmadılar. Ama o gün geldiğinde, biz tam ortalık karışacak
derken hapishane müdürü Durga'yı yanına çağırttı. Olay
gerçekleşirken oyalamaya kalkıştı anlaşılan. Ama Durga o gün
yönetim kısmından dönmedi. Onu müdürün odasından askerler
çıkarmış duyduğumuza göre; nöbetçi mahkemeye sevk edilmiş
müdürün ölümünden yargılanması için. Ertesi gün onu geri
getirdiler; hemen tecrit hücresine koydular. Orada iki hafta kaldı;
cezası açıklanana kadar. Cezası müebbete çıkarılmıştı.
Tecrit
hücresinden döndüğünde hiç de bu canını sıkmış gibi
görünmüyordu. Janet'in hücresine gitti hemen. "Artık
kaybedecek hiçbir şeyim yok. Gerçi daha önce de yoktu ama artık
sen de biliyorsun." dedi sırıtarak. Herkes izliyordu,
gardiyanlar bile. "Gerekirse gardiyanlar arasında seni
kayıranları da keseceğim. Senin kuyruğundaki salakları da. Bir
sonraki teslimat zamanı görüşürüz."
Hemen
o günün akşamına Janet'in çevresinde pır dönen dalkavukları
ondan uzaklaştılar. Janet eski yandaşlarından birine saldırdı,
gardiyanlar onu tecrite götürdüler. Bir sonraki teslimatta
ortalıkta değildi bu yüzden. Durga Graham'ın ilk elden malı
dağıtmasına izin verdi; herkes eskisinden daha karlı çıktı.
Janet döndüğünde ortamdaki tüm ağırlığını yitirmişti.
Artık sıradan, hatta görmezden gelinen bir mahkumdu sadece.
Durga
tam da dediği gibi iyi bir lider oldu. Yeni müdürle de iyi
anlaşıyordu anladığım kadarıyla. Tam anlaşmak değil aslında,
garip bir saygıları vardı birbirlerine. Adı Anthony Luman'dı. Üç
sene önce emekli oldu. Belki ona da ulaşmak istersin. Araştırırsan
mektup adresini bulabilirsin bir ihtimal.
Daha
önce de dediğim gibi sonunda Janet ve ona sadık son mahkum
Durga'yı bir köşede sıkıştırmayı başardılar. Onu öldürmeye
çalışmışlar ama sadece biraz hırpalayabildiler. Janet'se kendi
silahıyla, kırık bir cam parçasıyla öldü. Nefsi müdafa olduğu
açıktı; kamera kayıtları varmış. Bu yüzden Durga'nın cezası
artmadı. Janet'in son yaltakçısıysa can güvenliği korkusunu öne
sürüp kendi isteğiyle başka bir yere nakledildi.
Sonraki
aylar çoğunlukla sorunsuz geçti. Meğer ortamdaki tüm gerginliğin
sebebi Janet'miş dedik. Herkes daha güvende hissediyordu aslında.
Durga'nın kendine has bir adalet anlayışı vardı ve sorun kişisel
olmadığında, yani onu doğrudan ilgilendirmediğinde yasalarla da
uyumluydu. Bu yüzden gardiyanlarla işbirliği içinde bile olurdu
bazen. Kesinlikle şefkatliydi. Yeni gelenleri ortama alıştırmak
için tanışma toplantıları ve oyun geceleri düzenlemeye başladı.
Bunca yıldan sonra onun başlattıkları bir gelenek olarak hala
sürdürülüyor.
Hapisteki
son ayında düşünceliydi epey. Herkes farkındaydı. Biraz geri
çekilir gibiydi. Kafası meşguldü. Sık sık ziyaretçileri
gelmeye başladı. Ki onun hiç ziyaretçisi olmazdı önceden.
Birkaç kişi artık kaçma vaktinin yaklaştığını bile tahmin
etmişti. Sonrasını biliyorsun sanırım. Denedi. Ve dediği gibi
ölü olarak olsa da buradan çıktı.
Annen
iyi biriydi, Acacia. Gerçekten. İçtenlikle söylüyorum. Ama
hepimiz gibi onun da kendi şeytanları vardı. İyi olan yanına
denk ölçüde güçlü şeytanlardı bunlar. Annen hem muhteşem
iyilikler hem de korkunç kötülükler yapmaya kadir bir kadındı.
Bunu hayal etmesi zor, biliyorum. Onu tanımasam ben de böyle biri
olabileceğine inanamazdım. Eşsiz bir insandı.
Bu
arada, baban konusunda: Durga yeri geldiğinde espiriyle karışık
"Psikopat bir sevgilisi" olduğunu söylerdi. "Senden
mi korkacağım, ben onunla baş ettim." der gibi. Bundan gurur
duyar gibiydi. Onu sevdiğini görebiliyorduk ama ziyaretine
geldiğini hiç duymadım. Lora ona bir kez sormuş nasıl biri
olduğunu ve neden ziyarete gelmediğini. Durga ona şöyle demiş:
"Şu sıralar biraz aramız bozuk. Kavga ettik gibi bir şey.
Aslını istersen buradan çıkmak için de onun yumuşamasını
bekliyorum. Hani yine beni öldürmeye kalkışır filan..."
Tabi bu söylediklerinin ne kadarında ciddiydi bilmiyoruz. Tamamı
espiri bile olabilir. Belki de öyle biri yoktu.
Sana
bol şans diliyorum, Acacia. Ve hayatında başarılar. Dilerim
aradığını bir miktar da olsa bu mektupta bulmuşsundur.
Sevgilerimle
Trisha
Gremor
*Karakterler niye yabancı ben de bilmiyorum. Yani tamam, biliyorum da uzun ve gereksiz bir hikaye. İstemsizce İngilizce düşünmekle ilgili bir sorun özetle. Deal with it.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder