Eğitim ya da terbiye kavramı kısaca şu şekilde özetlenir:
Eğitilmemiş/terbiye edilmemiş bir köpek, ne yapacağı belirsiz olmasından dolayı insanoğlunun sinirini bozar. Eh, elbette yemek verildiğinde gider yer, ama vurduğun zaman da hırlar. Gider mesela, evin beğendiği bir köşesini idrarıyla işaretleme suretiyle kirletir. Orayı beğenmiştir çünkü; ama sen orayı beğenmesini istemezsin. Senin gösterdiğin yeri beğensin istersin. Daha salak olsun, vursan da sana hırlamasın istersin. Sadece dışarıdan gelene, “öteki”ne, senin düşman olarak gösterdiğin kişiye hırlasın istersin. Epey şey istersin ve bunları köpeğin haysiyetini koruyarak, ona ve seçimlerine saygı duyarak yapamayacağın aşikardır. Gerçi zaten böyle bir saygı söz konusu olsa bu tür sıkıntıların da olmaz. Senin durduğun yere göre, sen Efendi’sindir, o da sadece köpek. Senin kararlaştırdığın şekilde yapması ve yapmaması gereken şeyler vardır. Bu yüzden onu eğitirsin.
Eğitim öyle bir şeydir ki, bu esrarengiz işlemin sonunda köpek gerçekten senin gösterdiğin yeri beğenir. Sen kızacaksın diye değil, orayı beğenmeyi öğrendiği için gider oraya işer. Yemeğini nerede yemesi gerektiğini öyle iyi öğrenmiştir ki, başka yerde versen yemez bile. Bir zaman gelir, sen onu kendi başına bıraktığında o eğitildiği şekilde davranmaya devam eder ve sen öyle olacağını bilirsin. İşte bu mükemmel köpektir.
Efendi insanlar, sadece köpek olan insanların istedikleri şekilde davranacağına emin olmak için eğitimi kullanır.
İnsan kuşkusuz köpekten daha akıllı bir yaratıktır. Bu yüzden yavruladığı zaman, kendisi nasıl eğitildiyse soyunun bir sonraki üyesinin de öyle eğitilmiş olacağına emin olmayı kendine görev edinir. Sadece kendi soyunun değil, çevresindeki tüm diğerlerinin de eğitildiği şekilde davranacağına emin olur. Eğitildiği şekilde davranmayan birini gördüğünde hemen onu ya yetkililere ihbar eder, ya ayıplar ve iyi niyetle düzeltmeye çalışır, ya birkaç iyi eğitimliyle bir araya gelip döver, ya da daha etkili eğitim kurumlarına yazılmasını sağlar. Hala işe yaramıyorsa –ya da bazen diğer yolları denemeden- “eğitilemeyecek kadar vahşi” damgasıyla tecrit eder. Onu bir yere kapatır ve çocuklarına gösterir: “Siz böyle olmayın. O deli ve/veya suçlu. Muhtemelen ikisi birden ve daha fazlası.”
İşte bu yüzden -şimdiki zamanda- iyi aile terbiyesi almış, eğitimini az çok tamamlamış ve hiç de vahşi olmayan bu insanlar; karşılarında birisi konuşurken onayla başlarını sallıyor ve mırıldanıyorlarsa bunu gerçekten kastediyorlardır. Evlerine gittiklerinde de orada konuşan Efendi’nin söylediklerini onaylıyor olacaklardır –her zaman dediklerini yapmıyorlarsa da. Neyse ki insan dediğin işine gelmeyeni unutma eğilimine sahiptir; tanrının bir başka lütfu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder