17 Ağustos 2011 Çarşamba

Tanrı, Mazoşizm ve Özgürlük Korkusu Üzerine

C. Hitchens - Tanrının Olduğunu Düşünmek için Sebep Yok
Aşağıdaki tartışma, yukarıdaki linkte belirtilen videodan bahsettiğinden öncelikle izlemeniz önerilir.

Üzerinde duracağım konu Hitchens'ın anlamadığını söylediği “inanabilmeyi” ya da “eski inancına dönebilmeyi” dileyen ateistlerden hareketle bir açıklama olacak. Ben de onlardan biri olduğum için Hitchens'a cevap verme isteği doğuyor içimde. Ama bu cevabı anlaşılabilir kılmak için ideal sadist-mazoşist fantazisini açıklamam gerekli. (Evet, gerçekten...)
Kişinin kendinden daha üstün bir zihnin/varlığın onun yerine kararı vermesi, kişinin sorumluluğunu onun yerine taşıması isteği, kişinin iyiliğine olacak doğru kararlar vereceğine güvenmek ve bunun karşılığında da bu üstün varlığa hizmet etmek, her şeyiyle teslim olmak mazoşistin dürtüsüdür. Mazoşist, sadistin korumasında olmak ister ve sadist ne kadar “üstün”se o da o kadar güvende olacağından onun üstünlüğünü sağlamak için çabalar. Sadist açısından da durum bir başkası üstünde sert bir otorite kurmak, üstünlüğünü görmek, hükmetmek olarak hayat bulur ve bu iki tarafın da kazancına bir eğilim kazanır. Sadistin acı vermesi ve mazoşistin onun elinden acı çekmesi, bu acı ister fiziksel ister ruhsal olsun iki tarafa da kontrolün, hükmedenin kim olduğunu tekrar gözler önüne sermek için uygulamaya dökülen bir araçtır ve çift tarafa da rahatlama sağlar. Fakat bu fantazide olmazsa olmaz bir öğe de sevgidir. Her iki kişi de birbirine sevgi beslemeli, sadist acımasız tutumuna rağmen hükmü altındakini dışarıdan gelen tehditlere karşı koruma isteği hissetmelidir. Üstün ve kontroldeki taraf olarak mazoşistin sorumluluğunu beklendiği gibi onun lehine olacak kararlarla taşımalı, acı vermek ve acı çekmek kadar önemli olan bu diğer uygulamayla aradaki ilişkiyi pekiştirebilmelidir.
Üstün bir zihin ve varlık olarak bu tartışmada kontroldeki tarafa kuşkusuz Tanrı'dır. Kul da mazoşist olarak konumunu alır. İmgedeki Tanrı'nın üstünlüğü ve kontrolü tartışılamaz büyüklüktedir ve zaman zaman acı vererek, zaman zaman da “kaderin oyunlarıyla” kulunu inanılmaz mutluluklara yönlendiren başarılı bir sadisttir. (Lütfen bu kavramları genel olarak bilinen anlamlarıyla değil, bir önceki paragrafta tarif ettiğim fantazinin terimleri olarak ele alınız)
Üç en yaygın dinin Tanrı figürleri bahsettiğim sadist konumunu mükemmel bir şekilde doldurur. Korkunç, güçlü, gazap ve sevgi dolu, şefkatli, her şeyi bilen ve asla yanılmayan, tapınma bekleyen (biraz da erkeksi) bir figürdür. Aldığı özgürlüğe karşılık şiddetli bir rahatlamaya sebep olan bir şekilde, daima yukarıdan izler ve onun kutsal ve yanılmaz iradesi bizi er geç kendi iyiliğimize yönlendirecektir. Aslında mazoşistin üstüne bir de cennete ihtiyacı yoktur...
Buraya kadar söylediklerimin karşısında herkesin mazoşist olamayacağı argümanı durur. Cinsel hayatlarında sadizm ve mazoşizmi uygulamaya geçiren insanların azlığına rağmen ben bu argümana kökten itiraz ediyorum. Eric Fromm'un psikoloji alanındaki belki en önemli çalışma konusu olan Özgürlük Korkusu, işte bu noktada konuya dahil oluyor.
Özgürlük, korkutucudur. Belli bir yaşa kadar baş edilemez olduğu kesindir ve çoğu insan bu belli yaştan sonra da ondan kaçmak için belirli stratejiler geliştirir. Bir yol ayrımında insan, hangi yöne gitmesi gerektiğine dair herhangi bir bilgiye sahip değilse ciddi bir zihinsel sorunla karşı karşıya demektir. Yolun çıktığı yeri bildiren ayrıntılı bir yön tabelası varsa bile, kişinin birbirinden farklı yönlerde karşılaşacağı şeyleri kıyaslayabilmesi için kendisinin hangisinden hoşlanacağı, hangisinin kendisi için iyi olacağı bilgisine ihtiyacı vardır. Geri dönülemez tercihlerde en doğru yol seçilse bile tereddüt, şüphe ve belki pişmanlık kaçınılmaz olarak kişiyi takip edecektir; çünkü hiçbir insan bahsini ettiğim kadar net bir bilgiye ulaşamaz. Bu yüzden, düşünmek ve sorumluluk almak zor olduğu için kişi başka rehberlere yönelir. Bu kalabalığı takip etmek, yani konformist bir tutum olabilir. Ya da bir başkasının iradesine teslim olarak otoriteye itaat etmek olabilir. Kuşkusuz insan zihninin oluşturabildiği en güçlü otorite figürü de Tanrı adı altında tanımlanmıştır.
Tercih şansım olsaydı, Tanrı'ya ben de teslim olmak isterdim. Özgürlük bunun için çok da büyük bir bedel değil.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder